DOLANDIRICILIK SUÇU

Dolandıcılık ve Resmi belgede sahtecilik suçlarından sanıklar hakkındaki yargılamada, Her iki sanık hakkında “dolandırıcılık” suçundan ve diğer sanık hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan hükmolunan hapis cezasının takdiren asgari hadden tayin olunduğu halde hapis cezası yanında hükmolunan adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak yüz gün olarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi, sanık … hakkında kurulan hükümlerde; 5237 S.K. 53. M. 1. fıkrasının ( c ) bendinde yer alan hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmedir.Ayrıca, kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için, ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen bütün unsurları taşıması gerekir. Yasal unsurları taşımayan bir kambiyo senedinde sahtecilik yapılması halinde fiil, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır.Türk Ticaret Kanunu’nun 688/6 ve 689/4. ( suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK’nun 776 ve 777. ) maddeleri uyarınca bonoda tanzim yerinin yazılı bulunması zorunludur, tanzim edildiği yer gösterilmeyen bir bono tanzim edenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde tanzim edilmiş sayılır. Düzenleme ( keşide ) yerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek ve başka yerleşim yerlerini çağrıştırmayacak biçimde açık, net ve herkes tarafından anlaşılabilir şekilde gösterilmesi gerekir. Sahte olarak düzenlendiği iddia olunan suça konu bonoda açıkça düzenleme yeri belirtilmemiş olup kefilin ismi yanında gösterilen adresin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim adını ifade etmediği cihetle; suça konu senedin bono vasfını haiz olmayıp, özel belge niteliğinde olduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgı sonucu yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm tesis edilmesi de bozma nedenidir.

T.C.

YARGITAY

21. CEZA DAİRESİ

E. 2015/5149

K. 2016/3061

T. 4.4.2016

5237/m. 53,157

6102/m. 776,777

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : I- )Her iki sanık hakkında “dolandırıcılık” suçundan ve sanık … hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

1- )Sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan hükmolunan hapis cezasının takdiren asgari hadden tayin olunduğu halde hapis cezası yanında hükmolunan adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak 100 gün olarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,

2- )Sanık … hakkında kurulan hükümlerde; 5237 Sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkrasının ( c ) bendinde yer alan hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- ) Sanık … hakkında kurulan hükümde mahkûm olduğu 10 ay hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 Sayılı TCK.nun 53/3. maddesi uyarınca kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı maddenin 1. fıkrasının c bendindeki hak yoksunluğunun uygulanamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı;

4- )T.C. Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesine dair olan 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

Bozmayı gerektirmiş olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak karar verilmesi olanaklı olduğundan, sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm fıkralarındaki 5237 Sayılı TCK’nun 157/1. maddesi gereğince hapis cezası yanında tayin olunan temel adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının 5 güne, 62/1. maddesi gereğince 4 güne indirilerek 5237 Sayılı TCK’nun 52. maddesi uyarınca günlüğü 20 TL’den hesaplanarak belirlenen sonuç adli para cezasının da 80 TL’ye indirilmesi ve sanıklar hakkında kurulan tüm hükümlerden TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına dair olan tüm kısımların çıkartılması ile yerine “TCK’nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı da gözetilmek suretiyle uygulanmasına” ibaresi eklenmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II-Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;

Ancak;

1- )Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 14.12.1992 tarih ve 1/5 ve Ceza Genel Kurulu’nun 24.3.1998 gün ve 51/106 Sayılı kararlarında açıklandığı üzere; kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için, ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen bütün unsurları taşıması gerekir. Yasal unsurları taşımayan bir kambiyo senedinde sahtecilik yapılması halinde fiil, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır. Türk Ticaret Kanunu’nun 688/6 ve 689/4. ( suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK’nun 776 ve 777. ) maddeleri uyarınca bonoda tanzim yerinin yazılı bulunması zorunludur, tanzim edildiği yer gösterilmeyen bir bono tanzim edenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde tanzim edilmiş sayılır. Düzenleme ( keşide ) yerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek ve başka yerleşim yerlerini çağrıştırmayacak biçimde açık, net ve herkes tarafından anlaşılabilir şekilde gösterilmesi gerekir. Sahte olarak düzenlendiği iddia olunan suça konu bonoda açıkça düzenleme yeri belirtilmemiş olup kefilin ismi yanında gösterilen adresin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim adını ifade etmediği cihetle; suça konu senedin bono vasfını haiz olmayıp, özel belge niteliğinde olduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgı sonucu yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm tesis edilmesi,

2- ) Mahkûm olduğu ……hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 Sayılı TCK.nun 53/3. maddesi uyarınca kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı maddenin 1. fıkrasının c bendindeki hak yoksunluğunun uygulanamayacağının ve ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.2.2010 gün ve 2009/6-230 Esas, 2010/32 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, 5237 Sayılı TCK’nun 51/3. maddesindeki denetim süresinin kazanılmış hakka konu olamayacağı cihetle, uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında belirlenecek denetim süresinin hükmolunan hapis cezası süresinden az olamayacağının gözetilmemesi,

Yasaya aykırı,

3- )T.C. Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesine dair olan 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

MADDİ TAZMİNAT DAVASI

Dava, trafik kazası sebebiyle davacıya ait araçta oluşan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir. Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK 5/1 maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Kanun’un 5/3 maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1. maddesi gereği göreve dair kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Açılan somut davada davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da bulunmaktadır. Sigorta hukuku 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6. kitabında 1401 vd. maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası ise 1483 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlardan olması sebebiyle TTK’nun 4/1-a ve 5/1 maddeleri gereği dava ticari dava olup asliye ticaret mahkemesi görev alanı içinde bulunmakta olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

T.C.

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/17559

K. 2016/4517

T. 11.4.2016

6102/m.4,5,1401,1483

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı sebeplerle davalı … hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm, davacı vekili ve davalı … vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalıların işleteni, sürücüsü, zorunlu trafik sigortacısı ve ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın, davacı aracına çarpmasıyla oluşan kazada aracın ağır hasar gördüğünü, kazada davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 19.785,78 TL’nin kaza tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini istemiştir.

Davalı … vekili, davacının şerit ihlali yapması ve emniyet şeridinden geçip davalı aracının önüne kırması sonucu kaza oluştuğunu, kazada davalı sürücüsünün kusuru olmadığını, davacı aracında iddia edilen miktarda hasar oluşmasının mümkün olmadığını ve talebin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı … vekili, davalı …’a ait aracın kasko poliçesi kapsamında ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı olduklarını, davacının zorunlu trafik sigorta limitini aşan zararından sorumlu tutulabileceklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı … vekili, kazada tarafların % 50’şer kusurlu olduğunun tramer kayıtları ile sabit olduğunu, davacının gerçek zararından poliçe limitiyle sınırlı olarak ve sigortalılarının kusuru oranında sorumlu olduklarını, davacının avans faizi talebinin yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı …, usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, kararda yazılı gerekçelerle ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davalı … hakkındaki davanın reddine; diğer davalılar hakkındaki davanın kısmen kabulüyle 8.260,50 TL’nin yasal faiziyle birlikte ( davalı …’nın dava tarihinden, diğer davalıların kaza tarihinden işleyecek faizle sorumlu olması kaydıyla ) davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dava, trafik kazası sebebiyle davacıya ait araçta oluşan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir.

Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK 5/1 maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.7.2012 tarihinden itibaren Kanun’un 5/3 maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1. maddesi gereği göreve dair kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.

Açılan somut davada davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da bulunmaktadır. Sigorta hukuku 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6. kitabında 1401 vd. maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası ise 1483 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlardan olması sebebiyle TTK’nun 4/1-a ve 5/1 maddeleri gereği dava ticari dava olup asliye ticaret mahkemesi görev alanı içinde bulunmakta olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

2- )Bozma ilamının kapsam ve şekline göre; davacı vekili ve davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine, şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 11.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

YARDIM NAFAKASI

 

Dava; yardım nafakası talebine ilişkindir.Eğitimine devam eden reşit birey, kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise ana babasından öğrenimini tamamlayıncaya kadar yardım nafakası isteyebilir. Ne var ki, bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Bunun için belirlenen nafakanın; davacının geçinmesi için yeterli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde Medeni Kanun’un 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir.Somut olayda; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, yardım nafakasının niteliği, davalının gelir durumu, davacının üniversitede öğrenim gördüğü nazara alındığında hükmedilen nafaka miktarı az olup, Türk Medeni Kanunu’nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun görülmemiştir. Bu itibarla davacı tarafın temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün bozulması gerekmiştir.

T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/9650

K. 2015/17175

T. 4.11.2015

4721/m.4,328/2364/1,365/2

DAVA : Taraflar arasındaki yardım nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, öğrenimine devam ettiğini, ekonomik sıkıntı çektiğini ileri sürerek, 500,00 TL yardım nafakasına hükmedilmesini ve gelecek yıllar için TÜİK tarafından açıklanacak ÜFE oranında artırım yapılmasını istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava tarihinden itibaren geçerli olmak ve davacının öğrenim gördüğü süre boyunca ödenmek kaydı ile 150,00 TL yardım nafakasının her ay davalıdan alınarak davacıya verilmesine, anılan nafaka miktarının gelecek yıllar için TÜİK tarafından belirlenecek ÜFE oranında artırılmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Dava; yardım nafakası talebine ilişkindir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 364/1 maddesine göre; herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan alt soyuna nafaka vermekle yükümlüdür. Aynı kanunun 365.maddesinin 2.fıkrasında davanın; davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibaret olduğu düzenlenmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 328/2 maddesine göre; çocuk ergin olduğu halde eğitime devam ediyorsa, ana ve babasının durum ve koşullarına göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.

Hukuk Genel Kurulu’nun 07.06.1998 gün, 1998/2-656; 688 sayılı ilamında yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Yardım nafakasına karar verilebilmesi için nafaka isteyenin yardım edilmemesi halinde zarurete düşeceğinin anlaşılması gerekmektedir. Zarurete düşme terimi çok sıkıntılı bir durumu ve ekonomik şartları ifade eder. Hükmedilecek yardım nafakasının miktarı yalnızca sözkonusu sıkıntılı durumu önlemeye matuftur. Yardım nafakası yoluyla nafaka isteyenin geçiminin ve her türlü gereksinmelerinin sağlanması gerekmez.

Eğitimine devam eden reşit birey, kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise ana babasından öğrenimini tamamlayıncaya kadar yardım nafakası isteyebilir. Ne var ki, bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Bunun için belirlenen nafakanın; davacının geçinmesi için yeterli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde Medeni Kanun’un 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir.

Somut olayda dosyadaki bilgi ve belgelerden; tarafların baba oğul oldukları; davacının, önce Kocaeli Üniversitesi Karamürsel Meslek Yüksek Okulu Elektronik Teknolojisi Programı öğrencisi iken, bilahare Kırıkkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ( İÖ ) Bölümünde öğrenimine devam ettiği, geliri olmadığı, diğer nafaka yükümlüsü annenin de İŞKUR aracılığıyla geçici işlerde çalışabildiği ve gelir miktarının belli olmadığı, davalının ise emekli olup aylık maaşının 1.767,00 TL, kesintilerden sonra eline geçen tutarın ise 1.020,00 TL civarında olduğu, demir doğrama atölyesinin bulunduğu, buradan ortalama 1.000 TL civarında gelir elde ettiği, 4 çocuğunun olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, yardım nafakasının niteliği, davalının gelir durumu, davacının üniversitede öğrenim gördüğü nazara alındığında hükmedilen nafaka miktarı az olup, Türk Medeni Kanunu’nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun görülmemiştir. Bu itibarla davacı tarafın temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Avukat, Genel, Hukuk, Medeni Hukuk kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

TESPİT VE MAHRUM KALINAN KÂR VE MADDİ TAZMİNAT İSTEMİ

TEHDIT~1Dava; tespit, mahrum kalınan kâr ve uğranılan zararlar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı şirket, davalıların tacir ve işinde tarafların ticari işletmelerine dair olduğu, kira sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmadığı ve uyuşmazlığın 6102 Sayılı TTK’nın 4/1. maddesi gereğince ticari dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

T.C.

YARGITAY

20. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/1061

K. 2016/7327

T. 21.6.2016

6102/m.4,5

DAVA : Taraflar arasındaki davada, İstanbul 11. Asliye Ticaret, İstanbul 5. Sulh ve İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava; tespit, mahrum kalınan kâr ve uğranılan zararlar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir.

İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesince, taraflar arasında alt kira sözleşmesi bulunduğu ve 6100 Sayılı HMK’nın 4/1-a maddesi gereğince sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.

İstanbul 5. Sulh Mahkemesi, 6100 Sayılı HMK’nın 2/1. maddesi gereğince davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesi ile görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.

İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi ise davacı şirket ve davalı şirketin tacir olduğu, uyuşmazlığın 6102 Sayılı TTK’nın 4/1. maddesi gereğince ticari dava olduğu gerekçesi ile karşı görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu Kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.

Dosya kapsamından, davacı vekilinin, davacı şirket, davalı … ve dava dışı … Tic. San. A.Ş. arasında, tapuda … adına kayıtlı taşınmazların akaryakıt istasyonu olarak işletilmesi için bayilik sözleşmesi, bu sözleşmeye bağlı olarak davalı … ile dava dışı …Tic. San. A.Ş. arasında kira sözleşmesi ve sonrasında dava dışı … Tic. San. A.Ş. ile davacı şirket arasında alt kira sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeler doğrultusunda davalı …’ın maliki olduğu taşınmazları bayi olan davacı şirkete akaryakıt ve LPG istasyonu olarak işletilmek amacıyla kiraya verdiğini, akaryakıt istasyonunun faaliyete geçmesi için davalı …’ın Gayri Sıhhi Müessese çalışma ruhsatını ilgili yönetmeliğe uygun olarak davacı şirkete devrettiğini, işletmenin idaresi için noterlikçe düzenlenen vekâletname ile davalı …’ın vekil olarak tayin edildiğini, ancak, sadece işletmenin idaresi için yetki verildiğini, vekâletnamede Gayri Sıhhi Müessese çalışma ruhsatını devir yetkisi verilmemesine rağmen, davalı …’ın kendi kurduğu davalı … Akaryakıt ve Market İşlt. Tic. Ltd. Şti.’ne devrettiğini, devir yetkisi olmamasına rağmen …’ün devir sözleşmesi düzenlediğini, böylelikle davalıların davacı şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek, davalı …’ın verilen vekâletname gereğince gayri sıhhi müessese çalışma ruhsatını devir yetkisi bulunmadığının tespiti, davacının mahrum kaldığı kârın ve uğradığı zararların tahsili istemiyle dava açtığı anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davacı şirket, davalı … ve davalı … ve Market İşlt. Tic. Ltd. Şti.’nin tacir ve işinde tarafların ticari işletmelerine dair olduğu, kira sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmadığı ve uyuşmazlığın 6102 Sayılı TTK’nın 4/1. maddesi gereğince ticari dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 Sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 21.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

KOOPERATİFE KAYYIM ATANMASI İSTEMİ

 

icra1Dava, kooperatife kayyım atanması istemine ilişkindir. Somut olayda, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesi yollamasıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 530/1-2. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Anılan hükmün başlığı, “Organların eksikliği” olup, kanunen gerekli olan organlardan biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa gerekli önlemleri alma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğundan, kooperatiflere kayyım tayini ile ilgili uyuşmazlıkların Sulh Hukuk Mahkemesince değil, TTK’nın 5/4. maddesi uyarınca müstakil Ticaret Mahkemesi olan yerlerde bu mahkemelerce, olmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemelerince görülüp sonuçlandırılması gerekir. Bu durumda mahkemece, Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevli olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevine dair dava şartı noksanlığı bulunduğundan, HMK’nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir.

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/3811

K. 2016/22

T. 11.1.2016

6102/m.5/4,530/1-2

6100/m.114/1-c,115/2

DAVA : Taraflar arasındaki kayyım atanması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı hasımsız olarak açtığı davasında, davalı kooperatife olağanüstü genel kurulda alınan karar uyarınca yönetim kayyımı atanmasını talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, ilgilisinin talebi veya re’sen temsil kayyımı atanabileceği, kayyım olarak atanmak için bir kimsenin kayyımlığa engel halinin bulunmaması gerektiği ve kayyımın kayyımlık yapmak isteyip istemediği yönünde kabulünün bulunmasına dair bir zorunluluk da olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüyle davalı S.S S… Konut Yapı Kooperatif Başkanlığı’nı temsil etmek üzere, Nevşehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasına üye Mali Müşavir Ü. Y.’ın 4721 Sayılı Kanun’un 426/1. maddesi gereğince temsil kayyımı olarak atanmasına karar verilmiştir.

Kararı, davacı temyiz etmiştir.

Dava, kooperatife kayyım atanması istemine ilişkindir.

HMK’nın 115/1 maddesi “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar, dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.” hükmünü içermektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.12.2013 tarih, 4-2247 Esas, 1667 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, taraf teşkili yapılmadan, tensip ile birlikte dava şartı noksanlığından, davanın usulden reddedilmesinde HMK’nın 30. maddesine göre de bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmiştir. Dairemizin 26.05.2015 tarih ve 2014/7272 E., 2015/3936 K. sayılı ilamında da, HMK’nın 30. ve 115/1. madde hükmü uyarınca, davanın her aşamasında, henüz taraf teşkili yapılmadan tensip aşamasında da HMK’nın 114 ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilebileceği belirtilmiştir.

Somut olayda, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesi yollamasıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 530/1-2. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Anılan hükmün başlığı, “Organların eksikliği” olup, kanunen gerekli olan organlardan biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa gerekli önlemleri alma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğundan, kooperatiflere kayyım tayini ile ilgili uyuşmazlıkların Sulh Hukuk Mahkemesince değil, TTK’nın 5/4. maddesi uyarınca müstakil Ticaret Mahkemesi olan yerlerde bu mahkemelerce, olmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemelerince görülüp sonuçlandırılması gerekir.

Bu durumda mahkemece, Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevli olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevine dair dava şartı noksanlığı bulunduğundan, HMK’nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile uyuşmazlığın esası ile ilgili hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın