SÖZLEŞMENİN İPTALİ DAVASI

MTE1NDIwNz-intema-insaat-ana-sozlesme-degisimi-icin-spkya-basvurduDava, sözleşmenin iptali davasıdır.

Davacı, açmış olduğu davada sözleşmede hata ve hileye düşürüldüğünü, okur yazar olmadığını, bu durumu öğrendikten sonra bir yıl içerisinde davayı açtığını ileri sürmüştür. Mahkemece irade beyanının öğrenmeden itibaren bir yıl içinde kullanılmadığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Davacının iddia ettiği tarihten önce hata ve hileyi öğrendiğine yönelik savunma ve delil bulunmamaktadır. Davanın süresinde açıldığının kabulü gerekir. İddia ve savunmaya yönelik tüm deliller toplanıp işin esası incelenerek karar verilmelidir.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/915
  3. 2016/1041
  4. 20.1.2016

6098/m. 3036

 

 

DAVA : Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evrak üzerinden yapılmasına karar verildikten sonra gereği konuşuldu:

KARAR : Davacı, davalı ile aralarında, kendisine ait taşınmaz içerisinde bulunan su kaynağının kullanımına dair sözleşme düzenlendiğini, noterde yapılan bu sözleşme ile su kullanım hakkını davalının babası A. mirasçılarına bırakmayı amaçladığını, oysa davalının sadece kendisinin kullanımı yönünde sözleşme yaptırdığını öğrendiğini, hata ve hileye düşürüldüğünü ileri sürerek sözleşmenin hata ve hile sebebiyle iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Davacı, açmış olduğu davada 05.08.2004 tarihli sözleşmede hata ve hileye düşürüldüğünü, okur yazar olmadığını, bu durumu 18.01.2010 tarihinde öğrendiğini ileri sürmüş ve 28.06.2010 tarihinde dava dilekçesini vermiştir. Mahkemece irade beyanının öğrenmeden itibaren bir yıl içinde kullanılmadığı 2010 yılında öğrenildiği, 2011 yılında dava açıldığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Davacının iddia ettiği 18.01.2010 tarihinden önce hata ve hileyi öğrendiğine yönelik savunma ve delil bulunmamaktadır. Davanın süresinde açıldığının kabulü gerekir. Hal böyle olunca iddia ve savunmaya yönelik tüm deliller toplanıp işin esası incelendikten sonra sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeple hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bent uyarınca diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 25,20 TL harcın istenmesi halinde iadesine, 20.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Avukat, Borçlar Hukuku, Genel, Hukuk kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ŞİRKETİN HAKLI NEDENLE FESHİ İSTEMİ

toplantiDavacılar ıslah dilekçesiyle davalarını ıslah edip 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshine veya davacı ortakların, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerleri ödenmek suretiyle şirket ortaklığından çıkarılmalarına karar verilmesini istemişlerdir. Şirketler hukuku bakımından şirketin devamlılığının sağlanılması esas olup; düzenleme uyarınca, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır. Dava konusu şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2006 yılından beri gayri faal durumda olduğu, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle davaların süregeldiği ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği sabit ise de; dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporları ve belgelerden aile şirketi vasfındaki davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ortakların ortaklıktan ayrılması halinde şirket anasözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amaçlarının değiştirilebileceği, esasen davacı ortakların da ortaklıktan çıkmayı isteyip sadece ödenecek pay bedeli hususunda diğer ortaklarla anlaşamadıkları hususu gözetildiğinde şirketin, haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin taraflarlarına ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle bu yöndeki talebin reddi doğru görülmemiştir.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/9088
  3. 2016/2352
  4. 3.3.2016

6102/m.531

 

 

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Eskişehir(Kapatılan) 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/12/2013 tarih ve 2013/144-2013/182 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı E. D., davacı C. G. vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 01.03.2016 günü hazır bulunan davacı asil E. D. ile vekili ve diğer davacı asil C. G. ile vekili ve davalı vekili dinlenildikten sonra, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin %20’şer oranda ortağı olduğunu, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmadıklarını, basiretli davranmayıp şirketi ihmali ve kasti davranışlarıyla zarara uğrattıklarını, bu nedenle şirket ortakları arasında 2006 yılından beri süregelen davaların bulunduğunu, şirket yöneticilerinin şirkete ait soğuk hava deposunu, soğan deposu işletme binasını, kültür mantarı yetiştirmede kullanılan bina ve eklentilerini ve bu taşınmazlar üzerindeki araçları sattığını, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve techizatların satılması nedeniyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, şirket yöneticilerin şirketin diğer taşınmazlarını da elden çıkarma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek TTK’nın 161-162. maddeleri gereğince temsil yetkisi olan yöneticilerin yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlandırılmasına, şirket işlerinin kayyım eliyle yürütülmesine, TTK’nın 434. maddesi gereğince şirketin infisahı ve tasfiyesine, tasfiye işleri için tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle; dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı yasanın 531. maddesinde anonim şirketlerin haklı nedenle feshine ilişkin hüküm getirildiğini, davalı şirketin kötü yönetimi, amacın gerçekleşmesini ortadan kaldırır şekilde varlıklarının devredilmesi, şirket yöneticilerince amaç haricinde faaliyetlerde bulunup şirketin zarara uğratılması, 2006 yılından beri şirketin herhangi bir faaliyet göstermeyip zarar etmesi nedenleriyle şirketin haklı nedenlerle feshine karar verilmesini, bunun kabul edilmemesi halinde müvekkillerine pay bedelllerinin ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkmalarına izin verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, şirket yöneticilerinin eylemlerinden kaynaklı olarak TTK’nın 434. maddesi gereğince şirketin feshi ve tasfiyesinin istenilemeyeceğini, şirketin kötü yönetilmesi ve zarara uğratılmasına dair iddiaların yersiz olduğunu, şirketin maddi durumunun iyi olduğunu, mevcut varlıklarla şirket amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu şirketin aile şirketi niteliğinde olduğu, 2006 yılından beri gelir getirici faaliyette bulunmadığı, şirket ortaklarının şirketin yönetimi ve varlığını devam ettirmesine dair hususlarda anlaşamadıkları, bu husustaki ihtilafların ortaklar ve şirket arasında pek çok davaya sebebiyet verdiği, şirketin amacının gerçekleşitirilmesine yönelik varlıkların elden çıkartıldığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükümleri uyarınca davacıların şirketin feshini talep etme hakları yok ise de dava sırasında yürülüğe giren Türk Ticaret Kanununun 531. maddesi uyarınca haklı nedenlerin varlığı halinde anonim şirketin feshinin istenilebileceği, fesih talebine konu olayların yargılama öncesi ve yargılama sırasında da mevcut olduğu, her ne kadar fesih ve tasfiyenin son çare olarak ele alanması gerekirse de ortaklar arasındaki ihtilaflar nedeniyle davacıların şirketten ayrılmalarına karar verilmesinin şirketin devamı yönünden uygun olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir.

Kararı, davacı E. D., davacı C. G. vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, temyiz eden davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Davacı C. G. vekili ve davacı E. D.’in temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; davacılar 28.6.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle davalarını ıslah edip 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshine veya davacı ortakların, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerleri ödenmek suretiyle şirket ortaklığından çıkarılmalarına karar verilmesini istemişlerdir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu doğrultuda 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulabilir olduğu tartışmasızdır. Anılan madde uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde şirket sermayesinin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahiplerinin, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceği, mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenmesi suretiyle davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de karar verebileceği öngörülmüştür. Şirketler hukuku bakımından şirketin devamlılığının sağlanılması esas olup; düzenleme uyarınca, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır. Dava konusu şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2006 yılından beri gayri faal durumda olduğu, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle davaların süregeldiği ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği sabit ise de; dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporları ve belgelerden aile şirketi vasfındaki davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ortakların ortaklıktan ayrılması halinde şirket anasözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amaçlarının değiştirilebileceği, esasen davacı ortakların da ortaklıktan çıkmayı isteyip sadece ödenecek pay bedeli hususunda diğer ortaklarla anlaşamadıkları hususu gözetildiğinde şirketin, haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin taraflarlarına ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle bu yöndeki talebin reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davacı C. G. vekili ve davacı E. D.’in temyiz itirazlarının kabulü ile kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılar’a verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacılar’a iadesine, 03.03.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dava, 6102 sayılı Yasa’nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa’nın 01/07/2012 tarihinde girmesinden önce açılmış Yasa’nın yürürlüğe girmesi üzerine dava ıslah edilmiştir. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa’nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir.

6103 sayılı TTK’nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirelecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK’da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK’da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa’sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa’nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirelecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa’nın 2. maddesi engeldir.

Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası’nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmadığından işbu davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılmıyorum.

KARŞI OY

6102 sayılı TTK ile eTTK’nun zaman yönünden uygulanma alanları, 6103 sayılı Uygulama Kanun’un 2. maddesinde belirlenmiştir. 6103 s. Kanun m. 2/a gereğince, TTK’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. 6103 s. Kanun m. 2/b gereğince TTK’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibariyle, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. 6103 s. Kanun m. 2/c gereğince, TTK’nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır.

6103 sayılı Kanun’nu öngördüğü bu kurallar gereğince, anonim ortaklığın haklı sebeple feshi davasının, ancak TTK’nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen hukuki olgulara dayalı olarak açılması mümkün olabilecektir. eTTK döneminde meydana gelen hukuki olay ve işlemlerden dolayı haklı sebeple fesih davası açılabilmesi, ancak bu olay ve işlemlerin, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra da devam etmesi halinde sözkonusu olabilir (Şahin, A.: Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, sh. 49.vd.).

Somut olayda, dava 01/03/2011 tarihinde açılmış, davanın devamı sırasında 6102 sayılı TTK’nun yürürlüğe girmesi üzerine, davacılar davalarını islah ile somut olaya TTK. m. 531. uygulanmasını istemiş ise de öncelikle yukarıda açıklanan nedelerle bu davadan TTK madde 531’in uygulanma olanağı yoktur.

6102 sayılı TTK’nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012’den önceki olaylara uygulanma olanağı, tarafların iradesinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilerde sözkonusu olmaktadır (6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1). Anonim ortaklıklar bakımından haklı sebeple feshe ilişkin eTTK’da hüküm bulunmadığı, ancak esas sözleşmenin ortaklığın haklı sebeplerle fesih edilebileceği yönündeki hükümlerinin eTTK madde 434/b. 6 gereğince geçerli olduğu görüşünü Yargıtay’ın bu kabulü karşısında, haklı sebeple feshi düzenliyen TTK m. 531 hükümleri karşısında tarafların iradesinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişki olarak değerlendirilemez. Başka bir anatımla şirket esas sözleşmesi ile haklı sebeple fesih ve sonuçlarının düzenlenmesi mümkündür. Bu durum karşısında TTK’nun 531 maddesini, 6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1 kapsamında değerlendirme ve somut olaya uygulama olanağı yoktur.

Tüm bu nedenlerle, davada eTTK’ya göre değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle somut olaya TTK madde 531 uygulanması doğru olmamıştır.

 

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İHTİRAZİ KAYITLA DAVALIYA YAPILAN ÖDEMENİN SEBEPSİZ OLMASI SEBEBİYLE İSTİRDATI

1Dava, ihtirazi kayıtla davalıya yapılan ödemenin sebepsiz olduğu ileri sürülerek istirdatı istemine ilişkindir. Davalı, dava konusu tutarın tahsilini, davacının devre esas mizan kayıtlarına göre TETAŞ’a, EÜAŞ ve portföy şirketlerine olan ve TEDAŞ’a devri yapılacak enerji borçları bulunduğu halde hesabında bulunan parayı bu borçların ödenmesi yerine repo yapılmasına, davacının bu tutar kadar sebepsiz zenginleşmesine bağlamış olup taraflar arasındaki ihtilaf davalı Şirket hisselerinin satışına ilişkin ihale şartnamesi ve sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu durumda tacir olan taraflar arasındaki davaya bakma görevinin adli yargıya ait olduğu gözönünde bulundurularak, işin esasına girilmesi gerekir.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/6470
  3. 2016/74
  4. 11.1.2016

6762/m. 18

6102/m. 16/1

 

 

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05.02.2015 tarih ve 2014/383-2015/59 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, %100 hissesi davalıya ait 20 ayrı dağıtım şirketinden biri olan müvekkilinin bilahare hisselerinin devri suretiyle özelleştirildiğini, davalının inceleme ve soruşturma raporuna dayanarak müvekkilinden 6.334.370,58 TL’nin ödenmesini istediğini, dava hakları saklı tutularak 4.564.166,67 TL tutarındaki ana paranın 25.03.2014 tarihinde davalı hesaplarına gönderildiğini, ancak şirketin aktifinde yer alan bir malın zaten şirketin değerini yükselttiğini, aktifte yer alan malların özelleştirilecek şirketle birlikte alıcıya verilmesinin özelleştirmeyi yapan idareye haksız kazanç sağlayacağını ileri sürerek 4.564.166,67 TL’nin 25.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, ihale şartnameleri ve sözleşme taslaklarında EÜAŞ ve bağlı şirketleri ile TEİAŞ ve TETAŞ’a olan borçların TEDAŞ’a aktarılacağının belirtildiğini, bu bakımdan devre esas bilanço tarihinde ve söz konusu bilançoya göre davacı banka hesaplarında mevcudiyeti anlaşılan 7.511.000 TL’nin aynı tarihlerde enerji KİT’lerine olan borcun ödenmesinde, böylelikle TEDAŞ’a devredilecek borç miktarının azaltılmasında kullanılması imkânı varken bu yola gidilmeyerek söz konusu tutarların repo yapılmasının yükümlülüğün gereğine aykırı bir işlem mahiyeti taşıdığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, uyuşmazlığın sözleşme öncesi döneme ilişkin olduğu, işlemin idari işlem niteliğinde bulunduğu, çözümünün İdare Mahkemelerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik sebebi ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, ihtirazi kayıtla davalıya yapılan ödemenin sebepsiz olduğu ileri sürülerek istirdatı istemine ilişkin olup mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde idare mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Ancak;

Her iki taraf da anonim şirket olup, özel hukuk kurallarına göre faaliyet gösterdikleri gibi davalı şirket hisselerinin satışına ilişkin ihale ve sözleşme tarihlerinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK’nın 18. maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiş, aynı yasanın l2/11. maddesinde su, gaz, elektrik dağıtım, telefon, radyo ile haberleşme ve yayın yapma gibi işlerle uğraşan müesseselerin ticarethane sayılacakları hükme bağlanmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 16/1. maddesi uyarınca da ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. Davalı, dava konusu tutarın tahsilini, davacının devre esas mizan kayıtlarına göre TETAŞ’a, EÜAŞ ve portföy şirketlerine olan ve TEDAŞ’a devri yapılacak enerji borçları bulunduğu halde hesabında bulunan parayı bu borçların ödenmesi yerine repo yapılmasına, davacının bu tutar kadar sebepsiz zenginleşmesine bağlamış olup taraflar arasındaki ihtilaf davalı Şirket hisselerinin satışına ilişkin ihale şartnamesi ve sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu durumda tacir olan taraflar arasındaki davaya bakma görevinin adli yargıya ait olduğu gözönünde bulundurularak, işin esasına girilmesi, taraf delillerinin toplanarak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

HAKSIZ EYLEM NEDENİYLE MADDİ TAZMİNAT DAVASI

MADDI-~1Dava, haksız eylem nedeni ile uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.Davacı, komşu çeltik ekili tarlanın su kanallarının suyu tahliye etmemesi nedeniyle kendi bahçesinin zarar gördüğünü iddia etmiştir.Davacının zararının belirlenmesi için tespit isteminde bulunduğu, … değişik iş sayılı dosyasında görüşüne başvurulan bilirkişinin davacının ektiği domates ürünü sebebiyle … TL zarara uğradığını belirlediği, dosyadan görüşüne başvurulan bilirkişinin ise davacının aynı dekar alandaki domates ürününün zayi olması sebebiyle … TL zarara uğradığını hesapladığı anlaşılmıştır.Mahkemece her ne kadar dosyadan görüşüne başvurulan bilirkişi raporu uyarınca hüküm kurulmuş ise de her iki rapor arasında açık bir çelişki olduğu görülmektedir.Mahkemece, tespit raporu ile dosyadan alınan rapor arasındaki çelişkiyi giderici mahiyette yeni bir rapor alınması gerekir.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2016/1047
  3. 2016/7383
  4. 2.6.2016

6098/m. 49

 

 

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalılar … ve diğeri aleyhine 9.9.2014 gününde verilen dilekçeyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24.6.2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı ve davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-) Davacı ve davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız eylem nedeni ile uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş; karar, davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, tarlasına domates ektiğini, davalıların da komşu tarlaya çeltik ektiklerini, tarlalarına açtıkları su kanallarının suyu tahliye etmemesi sebebiyle domates ekili tarlasının bir bölümünü su bastığını ve ürününün zarar gördüğünü iddia ederek uğradığı zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalılar, zarara kendilerinin sebep olmadığını, diğer tarla sahiplerinin ana drenaj kanalını kapatarak tarlalarını sulamak için su toplanmasını sağlamak istemeleri sebebiyle davacının tarlasını su bastığını, davacının iddiasının aksine sızıntı kanallarının yeterli derinlikte ve eğimde olduğunu beyan ederek davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu uyarınca davalıların çeltik ektikleri tarlalarına açtıkları sızıntı kanallarının usulüne uygun olmaması sebebiyle davacının tarlasını su bastığı kabul edilerek aynı bilirkişi raporuna göre hesaplanan zarar tutarının ödetilmesine karar verilmiştir.

Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, davacının zararının belirlenmesi için tespit isteminde bulunduğu, … değişik iş sayılı dosyasında görüşüne başvurulan bilirkişinin davacının ektiği domates ürünü sebebiyle … TL zarara uğradığını belirlediği görülmüş, dosyadan görüşüne başvurulan bilirkişinin ise davacının aynı dekar alandaki domates ürününün zayi olması sebebiyle … TL zarara uğradığını hesapladığı anlaşılmıştır. Mahkemece her ne kadar dosyadan görüşüne başvurulan bilirkişi raporu uyarınca hüküm kurulmuş ise de her iki rapor arasında açık bir çelişki olduğu görülmektedir.

Şu durumda mahkemece, davacının uğradığı zarar tutarı yönünden tespit raporu ile dosyadan alınan rapor arasındaki çelişkiyi giderici, hesaplamaya esas alınan verilerinde rapora eklendiği, gerekçeli ve denetime olanak verici nitelikte bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmiş olması doğru olmamış kararın açıklanan sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan sebeplerle taraflar yararına BOZULMASINA, tarafların öteki temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan sebeplerle reddine ve taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde iadesine, 02.06.2016 tarihinde oybirliğiy

 

Avukat, Borçlar Hukuku, Hukuk, İş Davaları, İş Davası, iş hukuku, Ticari Dava, Tüketici Hukuku kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN GEÇERSİZLİĞİ

sidebarDava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin şekil şartlarına uyulmaması nedeniyle geçersiz olduğu iddiasıyla ve alacağın tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK’nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflarından olan kooperatifin arsa sahibi sıfatıyla sözleşme yaptığı, ancak arsa sahibi olmadığı, sözleşmede şekil şartlarına uyulmadığı iddia edilmektedir. Uyuşmazlığın taraflarının tacir olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davaya bakmaya asliye ticaret mahkemesi görevlidir.

 

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ
  2. 2015/8456
  3. 2015/10169
  4. 2.11.2015

6102/m. 3, 4, 5

 

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında Ankara 9. Asliye Hukuk ve Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin şekil şartlarına uyulmaması nedeniyle geçersiz olduğu iddiasıyla ve alacağın tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

Asliye hukuk mahkemesince uyuşmazlığın ticari davadan kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Asliye ticaret mahkemesi tarafından ise, davalıların tacir olmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk “Davalarının” ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan “davalara”, ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde,” Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlenmiştir.

Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK’nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflarından olan kooperatifin arsa sahibi sıfatıyla sözleşme yaptığı, ancak arsa sahibi olmadığı, sözleşmede şekil şartlarına uyulmadığı iddia edilmektedir. Uyuşmazlığın taraflarının tacir olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davaya bakmaya asliye ticaret mahkemesi görevlidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 02.11.2015 günü oy birliğiyle karar verildi.

 

Avukat, Genel, Hukuk, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın