ALACAK DAVASI

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2002/19-710

K. 2002/782

T. 9.10.2002

• ALACAK DAVASI ( Menfi Tespit Davası Açılması ile Zamanaşımının Kesilmemesi-Zira Zamanaşımının Kesilmesi Alacaklı Lehine Getirilmiş Bir Müessese Olup Ancak Alacaklının Yok Olduğu İddia Edilen Alacağın Varlığını Cevap Olarak İleri Sürmesi ile Kesilmesi )

• MENFİ TESPİT DAVASI ( Kural Olarak Bu Davanın Açılması ile Zamanaşımının Kesilmemesi-Zamanaşımının Kesilmesi Alacaklının Yok Olduğu İddia Edilen Alacağın Varlığını Cevap Olarak İleri Sürmesi ile Kesilmesi )

• ZAMANAŞIMI ( Alacak Hakkının Belli Bir Süre Kullanılmaması Yüzünden Dava Edilebilme Niteliğinden Yoksun Kalmasını İfade Etmesi-Sonucu Alacak Hakkına Son Verme Değil Onu Eksik Borç Haline Getirme Olarak Ortaya Çıkması-Alacağın Muaccel Olduğu Tarihten Başlaması )

• SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME ( Haksız Surette Mal İktisabından Dolayı İkame Olunacak Davanın Mutazarrır Olan Tarafın Verdiğini İstirdada Hakkı Olduğuna Ittılaı Tarihinden İtibaren Bir Sene Müruriyle ve Her Halde Bu Hakkın Doğduğu Tarihten İtibaren On Senenin Müruriyle Sakıt Olması )

• ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ ( Kesilmede Durmadan Farklı Olarak Kesilme Tarihine Kadarki Sürenin Yanması Kesilme Tarihinden Sonra Sürenin Yeniden Başlamasının Söz Konusu Olması-Kural Olarak Kesilmeden Sonra da Aynı Zamanaşımı Süresinin İşlemeye Başlaması )

• ALACAĞIN BELGEYE DAYANMASI ( Kural Olarak Zamanaşımının Kesilmesinden Sonra Aynı Zamanaşımının İşlemeye Başlaması-Ancak Borcun Bir Senetle İkrar Edilmiş Olması veya Bir Hükümle Sabit Olması Hallerinde yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımının Daima On Sene Olması )

818/m.60,66,132,135

6762/m.662

2004/m.143

ÖZET : Kural olarak; zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. Bilindiği gibi, BK.nun 132 maddesinde durma, 133. maddesinde de zamanaşımının kesilme nedenleri düzenlenmiştir. Ayrıca Türk Ticaret Kanununun 662 maddesinde, 6183 sayılı yasada ve İİK.nun 143. maddesinde de Borçlar Kanunundan ayrı olarak zamanaşımının kesilme nedenleri düzenlenmiştir. Kesilmede, durmadan farklı olarak kesilme tarihine kadarki sürenin yanması, kesilme tarihinden sonra sürenin yeniden başlaması söz konusudur. Kural olarak; kesilmeden sonra da aynı zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Bu kural BK.135/I maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Ancak BK.135/II maddede bu ilkeye iki istisna getirilmiştir. Bunlar borcun bir senetle ikrar edilmiş olması veya bir hükümle sabit olması halleridir. Bu hallerde yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresinin daima on sene olacağı maddede ifade edilmiştir.

Kural olarak ; menfi tespit davası açılması ile zamanaşımı kesilmez. Zira, Zamanaşımının kesilmesi alacaklı lehine getirilmiş bir müessese olup, ancak alacaklının yok olduğu iddia edilen alacağın varlığını cevap olarak ileri sürmesi ile kesilir ve mahkemece verilecek tespit hükmü ile bu savunma gibi alacağın varlığı kabul edilirse, bu halde borç daha kısa zamanaşımına tabi olsa bile yeni işlemeye başlayacak olan zamanaşımı süresi daima on sene olmalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 8.Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.04.1999 gün ve 1996/1026-1999/477 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.05.2000 gün ve 2000/202-3627 sayılı ilamı ile;

( … Davacı vekili müvekkili şirketin davalıdan 12.4.1989 tarihi itibariyle 4.721.627.135.- TL alacağı bulunduğunu, İstanbul 1.İcra Müdürlüğünün 1989/4684 sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibin itiraz üzerine durduğunu, daha sonra davalı tarafından açılan menfi tespit davasının 27.4.1994 tarihinde sonuçlandığını ve derecattan geçerek kesinleştiğini, müvekkilinin faiziyle birlikte alacağının 23.387.836.195.-TL’na ulaştığını ileri sürerek bu miktarın davalıdan reeskont faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, taraflar arasında 6.1.1989 tarihinde ihracat işbirliği sözleşmesi akdedildiğini. müvekkilinin açtığı menfi tespit davası sonucunda sözleşmenin geçersizliğine karar verildiğini, bu durumda davacı alacağını ancak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre bir yıl içinde isteyebileceğini bu sürede istenmeyen alacağın zamanaşımına uğradığını, esasen alacağı da bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmelerin geçersiz olduğunun menfi tespit davasında verilen kararla kesin hükme bağlandığı, menfi tespit davasına verilen cevapla zamanaşımı kesilmişse de, temyize cevap verildiği 27.9.1994 tarihinden kararın onandığı 25.10.1995 tarihine kadar zamanaşımını kesen bir işlem yapılmadığından, bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

23.387.836.195.-TL’nın tahsili amacıyla açılan davaya karşı süresinde cevap veren davalı, zamanaşımı itirazında bulunmuştur.

Davacı Çukurova AŞ’nin İstanbul 1.İcra Müdürlüğünün 1989/4684 sayılı dosyasından başlattığı icra takibi Rova AŞ’nin itirazı üzerine durmuş ve Rova AŞ söz konusu edilen alacak sebebiyle 21.4.1989 tarihinde menfi tespit davası açmıştır. Çukurova AŞ. vekili bu davaya verdiği cevabında alacaklı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Taraflar arasında görülen menfi tespit davasında sözleşmenin geçersiz olduğu kabul edilmek suretiyle karar tesis edilmiş bulunduğundan, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler. BK.nun 133/2. maddesine göre alacaklının defi zımnında hakkını ileri sürmesi halinde de zamanaşımı kesilir. Davalının menfi tespit davasına karşı düzenlediği cevapla zamanaşımı kesilmiş, Çukurova AŞ’nin Rova AŞ’den 4.721.627.135. TL. alacağı bulunduğu gerekçesiyle Rova AŞ’nin açtığı menfi tespit davası 27.4.1994 tarihli kararla reddedilmiştir. BK.nun 135/2. maddesinde borcun bir senetle ikrar edilmiş olması veya bir hükümle sabit olması halinde yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresinin daima on sene olduğu hükme bağlanmıştır. Menfi tespit davası sonunda, davalı Çukurova A.Ş’nin davacı Rova A.Ş’den alacaklı olduğu saptanarak söz konusu dava bu yönden reddedilmiş bulunduğundan borcun bir hüküm ile sabit olduğunun kabulü gerekir. Davacı 27.4.1994 tarihli karardan itibaren on yıl içinde bu davayı açtığından davalının zamanaşımı savunması reddedilerek işin esası incelenmelidir. Mahkemece bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacı vekili 02.10.1996 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 12.4.989 tarihi itibariyle davalı zimmetindeki 4.721.627.135 TL alacağı için İstanbul 1.İcra Dairesinin E.989/4684 sayılı dosyasında icra takibine giriştiğini, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ve ayrıca davalının davacı aleyhine İstanbul Asliye 4.Ticaret Mahkemesinin E. 989/422 sayılı dosyasında Menfi Tespit davası açtığını, mahkemenin 27.4.994 tarihli ilamı ile müvekkilinin 4.721.627.135 TL alacaklı olduğunu sabit görerek Menfi tespit davasını reddettiğini ve bu kararın derecattan geçtiğini, İİK.nun 67. maddesindeki 1 yıllık süre geçtiğinden artık itirazın iptali davası açılamadığını, bu alacak davasının açılması zorunluluğu doğduğunu, tarafların tacir olup alacağın da ticari ilişkiden doğduğunu, alacağın 12.04.1989 tarihinde dava tarihine kadar işleyen 18.666.209.060 TL faizi ile birlikte 23.387.836.195 TL’ye ulaştığını, davalı şirketin bu alacağı ödemediği gibi, tahsilini güçleştirecek çabalara girdiğini, ileri sürerek mezkur alacağın dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini, munzam zarar talep haklarının saklı tutulmasını istemiştir.

Davalı vekili cevabında; Davacının dava dilekçesinde alacak konusunu ticari ilişkiye dayandırmakta ise de daha önce kendilerinin davacıya karşı açtığı menfi tespit davasında bu ilişkiyi reddederek, sözleşmenin geçersiz ve müvekkili yönünden alınan bedellerin dayanaktan yoksun olduğu, sebebinin bulunmadığı savunmasında bulunduğunu, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1989/422 E., 1994/482 K. sayılı kararı ile taraflar arasında akdedilen 6.1.1989 tarihli ihracat işbirliği sözleşmesi ve ek sözleşmenin geçersizliğine karar vererek borçlu bulunmadıkları yönündeki davaları ile tazminat davalarının reddedildiğini, sözleşmenin geçersiz bulunduğuna dair bu mahkeme kararı karşısında müvekkiline sözleşmeye dayalı olarak ödenen miktarların da herhangi bir sebebinin kalmadığını, davacının sebepsiz zenginleşme nedeni ile istirdada ilişkin davasının BK.nun 66/f-1 maddesi uyarınca öğrenme tarihini müteakip bir yıllık zamanaşımına tabi olup bunun da dolduğunu, davacının öğrenme tarihinin menfi tespit davasında sözleşmenin geçersizliğini iddia ettiği cevap dilekçelerini hazırlayıp, mahkemeye takdim ettiği 29.5.1989 tarihi olduğunu, kendilerince açılan menfi tespit davasının zamanaşımını kesmeyeceğini, buna göre davanın zamanaşımı yönünden reddini savunmuştur.

Yerel Mahkeme; “Davacının 4.721.627.135 TL alacağı için İstanbul 1. İcra Dairesinin E. 989/4684 sayılı dosyasında icra takibine giriştiğine göre BK.nun 66/f-1 maddesi anlamında ‘verdiğini istirdada hakkı olduğuna’ o tarihte ıttıla kespettiğini, itirazın iptali davası açmadığı, davalı/borçlunun açtığı menfi tespit davasının zamanaşımını kesen nedenlerden olmadığı, ancak- İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesinin 1989/422 sayılı dosyasında aleyhine açılan menfi tespit davasında davacı/alacaklının 29.05.1989 tarihli cevap lahiyası ile alacağını def’i yolu ile ileri sürerek BK.nun 133/f2 maddesi uyarınca bir yıllık zamanaşımını kestiği, yine BK.nun 136/f 1 maddesi uyarınca dava devam ettiği sürece mahkemenin her usulü işlemi zamanaşımını kestiğinden anılan menfi tespit davasının reddine ilişkin 27.4.994 tarihli hükümle zamanaşımının yeniden kesildiği, davalı/borçlunun temyiz talebi üzerine davacı/alacaklının 27.9.994 havale tarihli temyize cevap dilekçesi ile alacağını def’i yolu ile tekrar ileri sürdüğü, ancak müteakip usulü işlem olarak 25.10.1995 tarihli onama kararına kadar sebepsiz zenginleşme davasına ilişkin bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu” gerekçesiyle, davalı vekilinin BK.nun 66/f 1 maddesine dayalı zamanaşımı savunması haklı bularak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Özel Daire; mahkemenin de kabulünde olan zamanaşımının kesilme olgusunun varlığını vurgulamış, BK.nun 135/2. maddesinde borcun bir senetle ikrar edilmiş olması veya bir hükümle sabit olması halinde yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresinin daima on sene olduğunun hükme bağlandığını, borçlunun açtığı menfi tespit davası sonunda bu isteminin reddedilerek alacaklı/eldeki dosya davacısının alacağının olduğunun saptandığını, 27.04.1994 tarihli bu karardan 10 yıl içinde bu dava açıldığından davalının zamanaşımı savunmasının reddedilerek işin esasının incelenmesi gerektiğini ifadeyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Mahkeme; “menfi tespit davasında aleyhine dava açılan alacaklının alacaklı, davayı açan borçlunun da borçlu olduğunun saptanmış olmasının redde ilişkin hüküm nedeniyle BK.nun 135/II fıkra anlamında “hükmen sabit olma” anlamına gelmeyeceğini, Nitekim Dr.Herman BECKER, İsviçre Medeni Kanunu’nun ünlü Bern Şerhinde mehaz Kanun’un 137. maddesini açıklarken “Bu tarifin anladığı manada hüküm alacak miktarını tespit eden ve icraen infaz edilebilen her türlü karardır” demek suretiyle menfi tespit davasını reddeden kararların zamanaşımını kesmek ve o davanın davalısı durumundaki alacaklıya yeniden 10 yıllık bir süre tanımak gücü olamayacağını açıklıkla ortaya koyduğunu ( İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, VI. Cilt, Borçlar Kanunu, I.kısım, IV. Fasikül, Dr.Saim Özkök tercümesi, 1972, sh. 148 ), taraflar arasında evvelce cereyan eden davalar sonunda İstanbul Asliye 4.Ticaret Mahkemesinin verdiği 27.4.994 tarihli red kararının gerekçesinde Çukurova A.Ş.’nin Rova A.Ş.’den alacaklı olduğundan söz edilmiş olması anılan karara icrası kabil bir hüküm niteliği taşısa idi Çukurova A.Ş.’nin daha sonra mahkememizde bu eda davasını açmasına zaten gerek ve hukuksal yararının mevcut olamayacağını gerekçe göstererek önceki kararında direnmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı alacak istemine ilişkindir.

Mahkemenin ilk kararı ve bozma ilamı içeriğine göre dava dayanağının sebepsiz zenginleşme hükümleri olduğu, zamanaşımının borçlunun açtığı menfi tespit ve tazminat davası ile kesildiği, konularında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; menfi tespit ve tazminat davasında, redde ilişkin mahkeme kararının gerekçe bölümünde yer alan “alacağını def’i zımnında ileri süren alacaklının bu alacağının bulunduğuna dair açık saptamanın” BK.nun 135/II anlamında bir hükümle sabit olma anlamına gelip gelmeyeceği ve maddedeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin eldeki davada uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle ; zamanaşımı ve zamanaşımının kesilmesi kavramları ile bunların sonuçları üzerinde kısaca durmakta yarar vardır.

Zamanaşımı; alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden, dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir. Sonucu alacak hakkına son verme değil, onu eksik borç haline getirme olarak ortaya çıkar. Zamanaşımına ilişkin düzenlemelerin temelinde ; iddia edilen alacağın aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kullanılmaması karşısında borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek ihtilaflara karşı korunması, kendi alacağına karşı uzun süre kayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık korunmaya layık olmadığını kabul etmiş sayılması yatmaktadır.

Borçlar Kanunumuzda normal zamanaşımı süresi 10 yıl olarak kabul edilmiş, daha uzun ya da daha kısa sürelerin getirildiği özel hükümlerin saklı olduğu BK.nun 125. maddesinde belirtilmiştir. Bu istisnalardan birisi sebepsiz zenginleşmeye ilişkin BK.nun 69. maddesinde düzenlemesini bulan 1 yıllık zamanaşımı süresidir.

Kural olarak; zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. Bilindiği gibi, BK.nun 132 maddesinde durma, 133. maddesinde de zamanaşımının kesilme nedenleri düzenlenmiştir. Ayrıca Türk Ticaret Kanununun 662 maddesinde, 6183 sayılı yasada ve İİK.nun 143. maddesinde de Borçlar Kanunundan ayrı olarak zamanaşımının kesilme nedenleri düzenlenmiştir. Kesilmede, durmadan farklı olarak kesilme tarihine kadarki sürenin yanması, kesilme tarihinden sonra sürenin yeniden başlaması söz konusudur. Kural olarak; kesilmeden sonra da aynı zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Bu kural BK.135/I maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Ancak BK.135/II maddede bu ilkeye iki istisna getirilmiştir. Bunlar borcun bir senetle ikrar edilmiş olması veya bir hükümle sabit olması halleridir. Bu hallerde yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresinin daima on sene olacağı maddede ifade edilmiştir.

Taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan borçlu Rova A.Ş.’nin alacaklı Çukurova A.Ş. aleyhine kendisinin alacaklı olduğu, borçlu olmadığı iddiası ile açtığı menfi tespit ve tazminat davasında davalı durumundaki alacaklının defi zımnında alacaklı olduğunu ileri sürmesi ve bu savunmasını yargılama aşamasında sürdürmesi BK.nun 133/2 madde anlamında zamanaşımını kesen sebeplerdendir. Bu anlamda yerel mahkeme ile özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; yukarıda da açıklandığı gibi zamanaşımının kesilmesinden itibaren başlayacak yeni sürenin sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak için öngörülen genel kural gereği bir yıl mı, yoksa BK.nun 135/II maddesinde açıklanan on yıl mı olacağı noktasındadır.

Yeri gelmişken BK.nun ikrar ve hüküm halinde başlığını taşıyan 135. maddesinin irdelenmesinde yarar vardır. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Müruru zaman katedilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet cereyan etmeğe başlar.” İkinci fıkrasında ” Borç bir senette ikrar edilmiş veya bir hüküm ile sabit olmuş ise yeni müddet daima on senedir.” Denilmektedir.

Görüldüğü üzere; kural, burada aynı koşullar bulunması halinde kesinleşmeden sonra işleyecek yeni sürenin eski zamanaşımı süresinin tıpkısı olacağıdır. Eğer alacak bir senede yani borçlu tarafından imzalanmış bir belge ile tanınmış veya mahkeme kararıyla saptanmış ise yeni süre bu defa on yıl olacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında sayılan ikinci hal olan hükümden maksadın mahkeme veya hakemden verilmiş ve kesinleşmiş bir kararın varlığı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

Burada somut olaya baktığımızda; eldeki davadan önce, İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesinin 1989/422 esas sayılı dosyasında, Rova A.Ş. tarafından ( eldeki davanın davalısı )4.498.854.457.50 TL borçlu olmadığının tespiti için 21.04.1989 tarihinde menfi tespit davası açılmış ve bu arada yine aynı mahkemenin 1989/810 esas sayılı dosyasında 20.07.1989 tarihinde açılan 06.01.1989 tarihli sözleşme hükümlerine dayalı 3.000.000.000 TL kar mahrumiyeti, 2.000.000.000 TL tazminat olmak üzere toplam 5.000.000.000 TL alacağın tahsili istemiyle açılan dava 07.02.1990 tarihli kararla 1989/422 esas sayılı dosya ile birleştirilmiştir. Şu durumda borçlu asıl davada menfi tespit, birleşen davada ise tazminat talebinde bulunmuştur. Alacaklı/eldeki davanın davacısı ise her iki dava yönünden aşamalardaki tüm savunmalarında kendisinin alacaklı olduğunu, borçlunun dayandığı sözleşmenin geçerli olmadığını, savunmuştur. Mahkemece alacaklının savunmaları yerinde görülerek, alacak miktarı da belirtilmek suretiyle borçlunun açtığı her iki dava da reddedilmiştir. İşte bu redde ilişkin hükmün BK.135/II anlamında bir hükümle sabit olma anlamına gelip gelmediği üzerinde durulmalıdır.

Yerel Mahkemece direnme kararına dayanak alınan Dr. Herman Becker’in İsviçre Medeni Kanununun Ünlü Bern şerhinde Borçlar Kanunumuzun 135/II maddesine karşılık gelen 137. maddesiyle ilgili açıklamada, buradaki hükümden maksadın ancak alacak miktarını tespit eden ve icraen infaz edilebilen her türlü karar olduğu ifade edilmişse de, burada kesinleşmiş ve kesin hüküm teşkil edebilecek nihai hükümlerin kastedildiği, anlaşılmalıdır. Öğretide de ağırlıklı olarak BK.135. maddesinin dar yorumlanmaması gerektiği kabul edilmektedir.

Hemen vurgulamakta yarar vardır ki, borçlunun bir senetle borcu ikrarı halinde 10 yıllık zamanaşımının varlığı kabul edildiğine göre, bizzat borçlu tarafından açılan ve borçlu olduğunun mahkemeye tespiti ile sonuçlanan, onun açıkça haksızlığını ve borçlu olduğunu ortaya koyan, menfi tespit ( ve somut olayda bunun yanında tazminat )istemlerinin reddine ilişkin kesinleşmiş mahkeme hükmünün de bu anlamda kabul edilmesi, on yıllık zamanaşımının bu hallerde de benimsenmesi gerekir.

Nitekim, aynı yaklaşımla borçlunun açtığı menfi tespit davasında alacaklının alacağının mevcut olduğuna dair borçlunun davasının reddi yönündeki kararın 135/II fıkrasında yazılı hüküm olarak kabul edileceği ve on yıllık zamanaşımının uygulanacağı, yine buradaki hükmün borçluyu ifaya veya tazminata mahkum etme tarzında olabileceği gibi, borcun varlığını ve miktarını tespit eden bir içerikte de bulunabileceği, borcun varlığının ispatına ilişkin bulundukça kararın hukuk ve ceza mahkemesinden verilmiş olmasının önemsiz olduğu öğretide kabul edilmiştir. ( Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop-Borçlar Hukuku Genel Hükümleri 7. Baskı Sh.1064 ; Prof.Dr. N.F.Feyzoğlu-Borçlar Hukuku Cilt II, Sh.60-İstanbul 1977 ). Bu görüşe ek olarak 135. maddede yazılı “hüküm” kelimesinin 133. madde çerçevesinde yorumlanmasının zorunlu olmadığı da belirtilmiştir ( Dr. Selahattin Sulhi Tekinay, Borçlar Hukuku, İstanbul, 1974-üçüncü bası-Sh. 802 vd. ).

Borçlunun açtığı ve birlikte görülen davalardan birisi menfi tespit davasıdır. Kural olarak ; menfi tespit davası açılması ile zamanaşımı kesilmez. Zira, Zamanaşımının kesilmesi alacaklı lehine getirilmiş bir müessese olup, ancak alacaklının yok olduğu iddia edilen alacağın varlığını cevap olarak ileri sürmesi ile kesilir ve mahkemece verilecek tespit hükmü ile bu savunma gibi alacağın varlığı kabul edilirse, bu halde borç daha kısa zamanaşımına tabi olsa bile yeni işlemeye başlayacak olan zamanaşımı süresi daima on sene olmalıdır ( Prof.Dr.Baki Kuru Tespit Davaları, Ağustos 1988, sh.92-93 ).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; borçlu tarafından alacaklı aleyhine açılan menfi tespit ve tazminat davasında verilen 27.04.1994 tarihli red kararının içeriğinde açıkça gerçekte alacaklının alacağı bulunduğu, borçlunun borç miktarı tespit edilmiştir. Bu hükmün borçlu Rova AŞ. tarafından temyizine ilişkin dilekçeye davacı/alacaklı Çukurova A.Ş. vekili tarafından verilen 27.09.1994 tarihli cevapta da alacak ileri sürülmüş ve özel dairece mahkemenin kararı 05.04.1996 tarihinde onanmıştır. Son olarak borçlunun karar düzeltme talebi üzerine ( ki bu talebe karşı da alacaklı verdiği cevapla eski itirazlarını sürdürmüştür. )Özel Dairece borçlunun karar düzeltme istemi 05.04.1996 tarihli ilamla reddedilmiştir. Tüm bu işlemler nazara alındığında yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde burada yeniden başlayacak olan zamanaşımı süresi on yıldır.

Diğer taraftan; Davacı alacaklı eldeki alacak davasını 02.10.1996 tarihinde açmıştır. Bu dava, sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalıdır. BK.nun 66/1 maddesinde yer alan ; “Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on senenin müruriyle sakıt olur.” Hükmü gereğince alacaklının verdiğini istirdada haklı olduğuna ıttıla tarihi de yine yukarıda açıklanan hükmün kesinleşme tarihidir. Dolayısıyla ister 1 yıllık, isterse de 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulansın davacı alacaklının açtığı dava süresinde olup, mahkemece işin esasının incelenmesi gerekir.

Açıklanan nedenlerle bozmaya uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozulması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 09.10.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

Daha önce borçlu tarafından açılan menfi tespit davasında, o davanın davalısı olan alacaklı tarafından verilen cevap dilekçesinde, alacaklı olduğunu defi yolu ile ileri sürmesiyle zamanaşımının kesildiği hususu çekişmesiz bulunmaktadır.

BK.nun 136/1 nci maddesi hükmü uyarınca, bir dava veya def’i yolu ile katedilmiş olan zamanaşımı, dava devam ettiği sürece her iki tarafın mahkemeye mütealik her işleminden ve yargının her emir ve hükmü ile kesilir ve o andan itibaren yeniden işlemeye başlar. Dava dosyasına ekli önceki menfi tespit dava dosyasının incelenmesinde, bu davanın davacısı olan alacaklı tarafından verilen ve zamanaşımı süresini kesin cevap dilekçesinden sonra, yargıcın işlemleri ve nihayet mahkemece tesis edilen hükmün temyiz edilmesi üzerinde hüküm Yargıtay’ca onandığı ve karar düzeltme yolundan geçmek suretiyle kesinleştiği ve bunu takiben bir yıllık zamanaşımı süresi dolmadan direnmeye konu olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

O halde BK.nun 136/1. maddesindeki açık hüküm nedeniyle zamanaşımı süresi dolmadığından mahkeme kararının sadece bu gerekçe ile bozulması gerektiği düşüncesiyle gerekçe yönünden karşı oy kullanmış bulunuyoruz.

Bu yazı Şirketler Hukuku kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.