İŞ BEDELİ ALACAĞI DAVASI

İŞ BEDELİ ALACAĞI DAVASI 

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tazmini talebinden ibarettir. Mahkemece kesin hüküm olarak kabul edilen kararda tarafların aynı olma koşulu ile, davaların konusunun aynı olması koşulu gerçekleşmiş olmasına rağmen, davaların sebeplerinin aynı olması koşulu gerçekleşmediğinden kesin hükmün varlığından söz edilemez. İlk davada dayanılan sebep, ikinci davada değişmiş olduğundan ilk karar bu dava açısından kesin hüküm oluşturmaz. Aksi düşüncelerle kesin hüküm sebebiyle davanın usulden reddine kakar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

T.C.

YARGITAY

15. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/4193

K. 2017/3157

T. 27.9.2017

6100/m.303

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tazmini talebinden ibarettir. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir. Davacı vekili, davacı müvekkilinin mülkiyeti davalıya ait … ili … ilçesi … Köy içi mevkiinde kain tapunun 10 pafta 539 parsel numaralı taşınmaz üzerinde ruhsat, proje, otopark, ve tüm inşaatın malzeme ve işçilik masraflarını bizzat karşılamak suretiyle bir katlı dükkan inşaatını yaparak faaliyete hazır halde anahtar teslimi olarak davalıya teslim ettiğini, davacının işyerini faaliyete geçirilmesi için davalı adına 6.000,00 TL inşaat ruhsatı proje bedeli ve 3.523,00 TL inşaat bedeli ödediğini, davalının davacının yaptığı inşaat bedeli ile davalı lehine makbuz karşılığı yaptığı ruhsat ve otopark bedellerini ödemediğini, davacının alacağın tahsili için 7. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 2013/359 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, mahkemenin 18.02.2014 tarih ve 2014/99 Karar sayılı kararla davanın reddine karar verildiği, usul ve yasalara aykırı görülen hükmün temyiz edildiği ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2015 tarih ve 2014/6452 Esas-2015/3352 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verildiği, sözü edilen sözleşme ile davacının 10 yıl süre ile kira ödemeksizin anılan binayı kullanacağının kararlaştırılmış olmasına rağmen davalının 10. İcra Müdürlüğü’nün 2012/2852 Esas sayılı dosyası ile davacıya kira alacağına dayalı olarak icra takibi başlattığını, davacı tarafından yapılan itiraz üzerine icra takibinin durduğu ve bunun üzerine davalı tarafça … 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 2013/305 Esas sayısı ile itirazın iptâli davası açıldığını, mahkemece yapılan yargılama neticesinde 15.04.2013 tarih ve 2013/750 Karar sayılı kararla davanın kabulüyle davacının itirazının iptâline ve icra takibinin devamına karar verildiğini, verilen kararın infaz için 8. İcra Müdürlüğü’nün 2013/5399 Esas sayısı ile icra takibine konu edilmiş olduğu ve icra emrinin tebliği ile davacının 05.08.2013 tarihi itibariyle mal beyanında bulunarak cebri icra baskısı karşısında binayı tahliye ettiğini, yapılan imalâtın bedelinin taraflarınca belirlenebilir olmadığından davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik; 1.000,00 TL’si inşaat bedelinin 2013 yılı Bayındırlık Birim fiyatları ve uygulanacak fiyat farkları (eskalasyon) ile birlikte, 6.000,00 TL inşaat ruhsatı proje bedeli ve 3.523,00 TL otopark bedelinin ödeme gününden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili; davacının ileri sürdüğü hususları kabul etmediklerini, davacı tarafın aynı konu ve aynı miktarla ilgili olarak taraflarına dava açtığı ve davanın 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/359 Esas 2014/99 Sayılı kararı ile reddedilmiş olduğunu, davacı tarafından temyiz edilen kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2015 tarih ve 2014/6452 Esas 2015/3352 Sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, bu davanın kesin hüküm sebebiyle esasa girilmeden reddi gerektiğini, dava şartları gerçekleşmediği ve davanın usulden ve esastan reddi gerektiğini savunmuş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kesin hüküm sebebiyle reddine karar verilmiş, verilen karar yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı taraf cevap dilekçesinde kesin hüküm itirazında bulunmuş ve Asliye 7. Hukuk Mahkemesi’nin 2013/359 Esas, 2014/99 Karar sayılı kararının kesinleştiğini ve bu dava açısından kesin hüküm oluşturduğunu savunmuş, mahkemece dava, kesin hüküm sebebiyle reddedilmiştir.

Kesin hüküm, 6100 Sayılı HMK’nın 303. maddesinde “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir…” hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre kesin hükümden bahsedebilmek için; a)davanın taraflarının aynı olması ve b) dava sebeplerinin aynı olması ve c) dava konusunun aynı olması olması gerekir. Tarafların aynı olmasından anlaşılması gereken; her iki davada da tarafların aynı kişiler olması anlamına gelir. Hükmün davanın tarafları dışında üçüncü kişilere kural olarak herhangi bir etkisi yoktur. Zaten davada taraf olmayan bir kişiyi kararın bağladığının kabulü hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık teşkil eder. İkinci unsur olarak dava sebeplerinin aynı olmasından anlaşılması gereken ise;davacının talep sonucunu dayandırdığı vakıaların aynı olması anlamına gelir. Aynı vakıalara dayanılarak dava açılması halinde kesin hükmün varlığından söz edilir. Üçüncü ve son unsur ise; dava konusunun aynı olmasıdır. Dava konusunun aynı olup olmadığının anlaşılması için yapılacak şey, her iki davanın netice-i talep kısmının aynı olup olmadığına bakmaktır. Her iki davanın talep sonucu kısmı aynı ise kesin hükmün varlığından bahsedilebilir. Öte yandan kesin hükmün varlığı HMK’nın 114.maddesinin i) bendinde olumsuz dava şartı olarak düzenlenmiştir.

Tüm bu genel açıklamalar ışığında somut olaya gelince; … Asliye 7. Hukuk Mahkemesi’nin 2013/359 Esas, 2014/99 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı … tarafından, davalı … aleyhine … ilçesi … köyü köy içi mevkii 10 pafta, 539 parselde kayıtlı taşınmazın ruhsat, proje, otopark ve tüm inşaatın malzeme ve işçilik masraflarını bizzat karşılayarak bir katlı dükkan inşaatını faaliyete hazır halde anahtar teslimi ile davalıya teslim ettiği ve davalı adına 6.000,00 TL inşaat ruhsatı proje bedeli ile 3.523,00 TL otopark bedeli ödediği iddia edilerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL inşaat bedelinin, 6.000,00 TL proje bedelinin ve 3.523,00 TL otopark bedelinin ödeme gününden itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talebi ile dava açıldığı, 18.02.2014 tarihli kararla subut bulmayan davanın reddine karar verildiği, kararın Dairemizin 15.06.2015 tarih 2014/6452 Esas, 2015/3352 Karar sayılı kararıyla onandığı, onama kararının taraflara tebliğ edildiği, tashihi karar yoluna gidilmeksizin kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Dairemizin onama ilâmı dikkatli bir şekilde incelendiğinde; bozma ilâmında “…yanlar arasında imzalanan 01.06.2010 başlangıç tarihli 10 yıl süreli kira sözleşmesinin hususi şartlar bölümü 10. maddesinde kiralanandaki binanın davacı kiracı tarafından yaptırılmış olup, kira süresi sonunda kiracının hiçbir hak talep etmeden binayı boşaltmakla yükümlü olduğunun belirtilmiş olmasına, dava tarihi itibariyle kira sözleşmesi halen yürürlükte olup, imalât bedelinin bu aşamada istenmesinin mümkün olmamasına, tahliyeden sonra davacı tarafça geriye kalan kira dönemi ile orantılı olarak imalât bedeliyle ilgili dava açılmasının mümkün bulunduğunun anlaşılmasına…” göre karar onanmış olduğu, bu hali ile açılan davanın erken açılması sebebiyle red kararının doğru olduğu gözetilerek açıklama yapılmak suretiyle kararın onandığı ve … 10. İcra Müdürlüğü’nün 2012/2852 Esas sayılı dosyası ile icra mahkemesince verilen tahliye kararının takibe konularak tahliyenin gerçekleştirildiği, alacaklı vekilince de 27.10.2014 tarihli dilekçeyle tahliyenin gerçekleştiğinin bildirildiği ve aynı tarihli tutanak ile mecurun alacaklıya teslim edildiği, bu hali ile eldeki davadan önce tahliyenin gerçekleştiği ve dava açma koşullarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece kesin hüküm olarak kabul edilen kararda tarafların aynı olma koşulu ile, davaların konusunun aynı olması koşulu gerçekleşmiş olmasına rağmen, davaların sebeplerinin aynı olması koşulu gerçekleşmediğinden kesin hükmün varlığından söz edilemez. İlk davada dayanılan sebep, ikinci davada değişmiş olduğundan ilk karar bu dava açısından kesin hüküm oluşturmaz. Aksi düşüncelerle kesin hüküm sebebiyle davanın usulden reddine kakar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine

Bu yazı Avukat, Borçlar Hukuku, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, İcra İflas Davası, Tahliye Davası kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.