KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ

KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ

              Dava; kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalı tarafından süresinde yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, 3.9.2013 tarihinde başlattığı icra takibi ile ödenmeyen 2013 yılı Ocak – 2013 Eylül ayları arası kira bedellerinin tahsilini istemiştir. Kira sözleşmesinde kiranın ödeme zamanı olarak her ayın 1. günü ile 5. günü arası kararlaştırılmıştır. Buna göre davacının talep ettiği Eylül 2013 ayına ait kira bedeli 3.9.2013 tarihli icra takip tarihinde henüz muaccel olmamıştır. Eylül 2013 ayına ait kira bedeline yönelik tahsil kararı verilmiş olması doğru değildir.

Davalının tacir olup olmadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre yeni yasal düzenleme karşısında kira sözleşmesinin 9. maddesindeki; 1 ile 5’i arası ödenmeyen kira bedeli için %10 aylık faiz işletileceğine dair şartın uygulanıp uygulanmayacağının, tacir değilse TBK 88 ve 100. maddelerinin uygulanması gerektiğinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

T.C.

YARGITAY

6. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/3111

K. 2016/3095

T. 14.4.2016

6098/m.88, 100

6102/m.12, 15

 DAVA : Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalı tarafından süresinde yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, itirazın kısmen iptaline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece taktir edilerek karar verilmiş olmasına ve taktirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )Davalının kira alacağına yönelik temyiz itirazına gelince;

Davacı dava dilekçesinde; davalı ile aralarında 1.1.2011 başlangıç tarihli 1 yıl süreli, inşaat malzemeleri satış mağazası olarak işletilmek üzere, aylık 1450TL bedelle, her ayın 1 ile 5. günü arası ödemeli, hususi şartlar bölümünde yer alan 6. maddesine göre “ Uzayan ilk dönemde %10, sonraki yıllarda TEFE oranında atış şartı ve 9. maddesinde yer alan 1 ile 5’i arası ödenmeyen kira bedeli için %10 aylık faiz işletileceğine dair şart içeren kira sözleşmesi uyarınca, 2013 yılı Ocak – 2013 Eylül arası aylık 1500TL’den toplam 13500TL kira alacağı ve 5590TL işlemiş faiz alacağının tahsili istemiyle 3.9.2013 tarihinde başlatılan icra takibine davalı tarafından yapılan haksız itirazın iptali ve %20 icra inkar tazminata karar verilmesini istemiştir. Davalı cevap dilekçesinde, Eylül 2013 ayı kira bedelinin muaccel olmadığını, %10 faizin fazla olduğunu belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı kiracının 26.7.2013 ve 10.9.2013 tarihlerinde yaptığı toplam 1400TL kira bedelinin mahsubu ile 12100TL yönünden itirazın kısmen iptaline takibin bu alacak tutarı üzerinden devamına karar verilmiştir.

Taraflar arasındaki 1.1.2011 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, 3.9.2013 tarihinde başlattığı icra takibi ile ödenmeyen 2013 yılı Ocak – 2013 Eylül ayları arası kira bedellerinin tahsilini istemiştir. Kira sözleşmesinde kiranın ödeme zamanı olarak her ayın 1. günü ile 5. günü arası kararlaştırılmıştır. Buna göre davacının talep ettiği Eylül 2013 ayına ait kira bedeli 3.9.2013 tarihli icra takip tarihinde henüz muaccel olmamıştır. Eylül 2013 ayına ait kira bedeline yönelik tahsil kararı verilmiş olması doğru değildir. Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

3- )Davalının faize yönelik temyizine gelince,

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun kiracı aleyhine düzenleme yasağı başlıklı 346.maddesinde; kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyeceği, özellikle kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına dair anlaşmaların geçersiz olduğu, 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun Geçmişe etkili olma başlıklı 2.maddesinde; Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka dair kurallarının gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanacağı, aynı kanunun görülmekte olan davalara dair uygulama başlıklı 7.maddesinde de; Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka dair kuralları ile geçici ödemelere dair 76’ncı, faize dair 88’nci, temerrüt faizine dair 120. ve aşırı ifa güçlüğüne dair 138. maddesinin görülmekte olan davalara da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Kiracıyı koruma amacıyla getirilen TBK.nun 346.maddesindeki bu yasal düzenlemenin kamu düzenine dair olduğu kuşkusuzdur. Bununla birlikte 6217 Sayılı Kanun’un geçici 2.maddesinde değişiklik yapan 6353 Sayılı Kanun’un 53.maddesine göre; kiracının Türk Ticaret Kanunun’ da tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 343, 344, 346 ve 354. maddelerinin 1.7.2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanamayacağı, bu halde kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara dair olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağı da öngörülmektedir.

Kiralanan, davalı tarafından işyeri amaçlı kullanılmak üzere kiralanmıştır. Dosya içeriğinden kiracının TTK kapsamında tacir olup olmadığı anlaşılamamaktadır.

6102 Sayılı TTK.nun 12.maddesine “bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla hakla bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Anılan Kanun’un 11.maddesinde “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sını, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” 15.maddesinde de “İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda’ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.

Bu durumda mahkemece, yukarda yapılan açıklamalar doğrultusunda araştırma yapılması, davalının tacir olup olmadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre yeni yasal düzenleme karşısında kira sözleşmesinin 9. maddesindeki; 1 ile 5’i arası ödenmeyen kira bedeli için %10 aylık faiz işletileceğine dair şartın uygulanıp uygulanmayacağının, tacir değilse TBK 88 ve 100. maddelerinin uygulanması gerektiğinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda ( 2 ) ve ( 3 ) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle davalının temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 14.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Avukat, Borçlar Hukuku, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, Kira Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

BOŞANMA TALEBİ VE MADDİ TAZMİNAT İSTEMİ

BOŞANMA TALEBİ VE MADDİ TAZMİNAT İSTEMİ

     Dava, boşanma talebine ilişkindir.Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı-davalı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır.Hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50. vd. maddeleri hükmü nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekir.Davacı-davalı kadın maddi ve manevi tazminatlarda faize hükmedilmesini istemiştir.Davacı-davalı kadının bu talebi yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/8749

K. 2016/9493

T. 9.5.2016

4721/m. 4,174/1

6098/m. 50

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı tarafından, tazminatların miktarı ve davalı-davacı erkek lehine hükmedilen vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- ) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa 31.3.2011 tarihli 6217 Sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin ( 1. ) fıkrasında “Bölge Adliye Mahkemelerinin Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar 1086 Sayılı Kanun’un temyize dair yürürlükteki hükümlerinin”, aynı maddenin ( 2. ) fıkrasında da “Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 Sayılı Kanun’un 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” öngörüldüğünden, temyiz isteğinin incelenmesinde 1086 Sayılı Kanun’un temyize dair hükümleri uygulanmıştır.

Temyiz edilen karar, temyiz eden davacı-davalı tarafa 9.3.2016 günü tebliğ edilmiş, fakat söz konusu karar vekalet ücreti yönünden yasada öngörülen ( HUMK m. 432 ) onbeş günlük süre geçtikten sonra 25.3.2016 tarihinde verilen ek dilekçeyle temyiz edilmiştir. Kuşkusuz Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 Sayılı kanunla değiştirilen 432. maddesine göre, temyiz kanuni süre geçtikten sonra yapılır ise, temyiz isteminin reddine karar verme yetkisi, hükmü veren mahkemeye aittir. Ne var ki, aile mahkemelerince verilen kararların yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde dosyanın yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 Sayılı kanun ile değişik 432/4. maddesine göre, bu konuda bir karar verilmek üzere, dosya mahalline geri çevrilmeden doğrudan doğruya Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunca ( 1.6.1990 gün ve 1989/3 esas, 1990/4 karar sayı ile ) karara bağlanmıştır. Bu durumda gösterilen sebeple davacı-davalı kadının vekalet ücretine yönelik temyiz isteminin reddi gerekmiştir.

2- )Davacı-davalı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:

a- )Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davacı-davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

b- )Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı-davalı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50. vd. maddeleri hükmü nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat ( TMK m. 174/1 ) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

c- )Davacı-davalı kadın maddi ve manevi tazminatlarda faize hükmedilmesini istemiştir. Davacı-davalı kadının bu talebi yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2-b ve 2-c bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise, 2-a bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, davacı-davalı kadının vekalet ücretine dair ek temyiz dilekçesinin ise yukarda 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Aile Hukuku, Avukat, Borçlar Hukuku, Boşanma Davası, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, maddi tazminat, Medeni Hukuk kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

KİRA SÖZLEŞMESİNİN KİRAYA VEREN TARAFINDAN FESHİ NEDENİYLE TAZMİNAT

KİRA SÖZLEŞMESİNİN KİRAYA VEREN TARAFINDAN FESHİ NEDENİYLE TAZMİNAT

                       Sözleşmeye bağlılık ilkesi uyarınca taraflar akdettikleri sözleşmedeki hüküm ve koşullarla bağlı olup kural olarak akdin süresinden önce feshi mümkün değildir. Aksi durumda haklı bir neden olmaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın giderim yükümlülüğü doğar. Kiraya verenin tek yanlı olarak akdi feshetmesi, sözleşmeye konu işyerini kiracıya teslim etmemesi bu kapsamda sözleşmenin ihlali niteliğindedir. Bu kapsamda davalının tazminat sorumluluğu bulunmaktadır.

T.C.

YARGITAY

6. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/3146

K. 2014/14533

T. 25.12.2014

6098/m. 52, 114/2

DAVA : Mahalli mahkemesinden verilmiş Bulunan tazminat davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş ancak, davanın miktarı itibariyle duruşmaya tabi olmadığından duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşüldü:

KARAR : Dava kiracı tarafından kiraya verene karşı açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüyle 10.000 TL maddi tazminatın 12.5.2008 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmiştir.

1- ) Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- ) Davalı vekilinin belirlenen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili dava dilekçesinde müvekkilinin E… İşhanı no:1. da 1984 yılından bu yana kiracı olduğunu, davalının taşınmazda malik olunca haksız eylemlere başladığını, taşınmazı gerektiği gibi kullanmasına engel olduğunu, bu yüzden birçok kiracının taşınmazı tahliye ettiğini, davalının hukuka aykırı eylemleri sebebiyle müvekkilinin zarara uğradığını, kiralananı çavdar ekmeği üzerine pazarlama bürosu olarak kullandığını, müvekkilinin markalı ürünün de zarara uğradığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı taşınmazın önceki malik tarafından seyahat acentası olarak davacıya kiralandığını, davacının tazminat isteminin haksız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davacı kiracıyla önceki malik arasında imzalanan 1.6.1984 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davaya konu taşınmaz Ankara 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’ nin 2008/677 Esas sayılı dosyasında verilen geçici tahliye kararı sonrasında 16.11.2009 tarihli tutanakla tahliye edilmiştir. Mahkemece 2008/181 Esas, 2009/239 karar sayılı ilamla maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne dair verilen karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2011/5189-15336 Sayılı ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamında davalı kiraya verenin davacı kiracının kiralananı kullanmasını engelleyecek şekilde işlem yaptığı kabul edilmiş ve mahkemece bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.

Mahkemece bozma ilamı uyarınca davacıya davası açıklattırılmış, davacı vekili 27.11.2012 tarihli dilekçesi ile 13.6.2006-21.4.2009 tarihleri arasında kiralananın kullanma imkanı olmadığı halde ödenen kira bedelinin 8.733,48 TL olduğu, sabit telefon ödemelerinin 1.200 TL olduğu, internet ödemelerin 800 TL olduğunu belirterek buna dair dekontlar sunmuş, ayrıca marka değerinde zarar meydana geldiğini belirtmiştir. Bilirkişi raporuyla davacının sunduğu faturaların tutarının 10.387 TL olduğu belirlenmiştir. Diğer bilirkişiden alınan raporda ise marka yönünden zararın tespit edilemediği belirtilmiştir. Mahkemece davacının markaya yönelik zarar isteminin yerinde olmadığı, kiralananı kullanamadığı döneme dair ödemeler sebebiyle zararının 10.387 TL olduğu ancak taleple bağlılık ilkesi uyarınca 10.000 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.

Sözleşmeye bağlılık ilkesi uyarınca taraflar akdettikleri sözleşmedeki hüküm ve koşullarla bağlı olup kural olarak akdin süresinden önce feshi mümkün değildir. Aksi durumda haklı bir neden olmaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın giderim yükümlülüğü doğar. Kiraya verenin tek yanlı olarak akdi feshetmesi, sözleşmeye konu işyerini kiracıya teslim etmemesi bu kapsamda sözleşmenin ihlali niteliğindedir. Bu kapsamda davalının tazminat sorumluluğu bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanun’unun 114/2 maddesi uyarınca haksız fiil sorumluluğuna dair hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanacaktır, Bu sebeple davalının kira sözleşmesine aykırı davranmasıyla oluşan sorumlulukta tazminattan indirim yapılmasını düzenleyen T.B.K.nun 52. maddesi uygulama alanı bulacaktır. Bu kapsamda davacı kiracı da feshi müteakip kiracı olarak faaliyetini yürütebileceği yeni bir işyeri bulma konusunda gerekli çabayı göstermek zorundadır. Bunun bir sonucu olarak davacının aynı şart ve koşullarda kiracı olarak faaliyetini yürütebileceği başka bir büro nitelikli taşınmazı yeniden kiralayabileceği sürenin belirlenmesi ve davalı kiraya verenin bu süreye dair kazanç kaybından sorumlu tutulması gerekir.

Mahkemece, davacı tarafından taşınmazın 13.6.2006-21.4.2009 tarihleri arasında davalının engellemeleri sebebiyle kullanılamadığı belirtildiğine göre, yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda tazminat bedelinin tespiti gerekmektedir. Bu husus yerine getirildikten sonra davacının kazanç kaybı alacağı hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru değildir.

Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı H.M.K.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek H.U.M.K.nın 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 25.12.2014 tarihinde oybirliğiyle kafiar verildi.

Avukat, Borçlar Hukuku, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, Kira Davası, Taşıma Hukuku, Tazminat Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

BOŞANMA

   BOŞANMA

    Dava, boşanma istemine ve boşanmanın sonucuna bağlı istemlere ilişkindir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın eş yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ( TMK md. 174/1 ) ve manevi ( TMK md. 174/2 ) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/8373

K. 2015/3302

T. 3.3.2015

6098/m.50,52

ÖZET : Dava, boşanma istemine ve boşanmanın sonucuna bağlı istemlere ilişkindir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın eş yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ( TMK md. 174/1 ) ve manevi ( TMK md. 174/2 ) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı kadın eş tarafından boşanma kararının gerekçesi ve reddedilen yoksulluk nafakası yönünden; davalı erkek eş tarafından ise boşanma, kusur belirlemesi, tazminatlar, tedbir nafakası, ihtiyati tedbir kararı ve davalının evden uzaklaştırılmasına ilişkin kararlar yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 03.03.2015 günü duruşmalı temyiz eden davacı F. R. vekili ve karşı taraf temyiz eden davalı N. R. vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkeme kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 161. ve 162. madde koşullarının gerçekleştiğinin ve bu hükümlere de dayalı olarak boşanma kararının verildiğinin anlaşılmış bulunmasına göre, davacı kadın eşin tüm, davalı erkek eşin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın eş yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ( TMK md.174/1 ) ve manevi ( TMK md. 174/2 ) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda ( 2. ) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda ( 1. ) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için taktir olunan 1.100,00 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 123.60 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran davalıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 03.03.2015 tarihinde karar verildi.

Aile Hukuku, Avukat, Borçlar Hukuku, Boşanma Davası, maddi tazminat, Medeni Hukuk, Tazminat Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

KİRA PARASININ TESPİTİ

       KİRA PARASININ TESPİTİ

                                   Dava, kira parasının tespiti istemine ilişkindir. Yeni kira yılında kiranın artırılacağı tehdidi altında olan kiracı akdi devam ettirip ettirmeme konusunda düşünerek bir karar verecektir. Yine taraflar arasındaki kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünde kira parasının her yıl belirli bir oranda artırılacağı kararlaştırılmış ise, gerek yasal düzenleme, gerek yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre yeni dönem kira parasının geçerli olacağı tarih saptanırken 21.11.1966 gün ve 18/10 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda sözü edilen ihtar ve dava dilekçesinin tebliği tarihinin önemi yoktur. Davanın tespiti istenen dönem içinde açılması yeterlidir. Böyle bir sözleşmede kiracı olan kimse, yeni dönemde kira parasının artırılacağını bilir. Bu sebeple isterse yazılı ihbarda bulunmak şartı ile kira sözleşmesini sona erdirebilir. Olayımıza gelince; Davada dayanılan kira sözleşmesinde kira artış şartı düzenlenmiştir. Sözleşmede kira artışı ile ilgili düzenleme bulunduğundan ve dava 1.1.2013 tarihinde başlayan yeni kira dönemi içinde 27.12.2013 tarihinde açılmış olduğundan, mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebinde olduğu gibi 1.1.2013 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde 1.1.2014 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi doğru değildir.

T.C.

YARGITAY
6. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/7428
K. 2015/508
T. 21.1.2015
6098/m.345,347
21.11.1966 gün ve 18/10 S. YİBK

KARAR : Dava, kira parasının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar vekili 27.12.2013 tarihli dava dilekçesinde, taraflar arasında 1.1.2010 başlangıç tarihli 12 ay süreli kira sözleşmesi ile davalı şirketin davacılara ait taşınmazda kiracı olarak bulunduğunu belirterek halen ödenen aylık brüt 11250 TL kira bedelinin 1.1.2013 tarihinden itibaren brüt 22500 TL olarak tespitini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece 1.1.2014 tarihinden itibaren aylık brüt kiranın 14875 TL olarak tespitine karar verilmiştir.

1- ) Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- ) Uyuşmazlık konusu olmayan taraflar arasındaki 1.1.2010 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin 5. maddesine göre kira parasının 1.1.2011 tarihinden itibaren kiracılık devam ettiği takdirde her yeni dönem kirasının hiçbir ihtara gerek kalmadan Yargıtay uygulamaları paralelinde arttırılarak ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesi hükmüne göre, kiracı kira süresinin bitiminden en az onbeş gün önce kiralananı tahliye edeceğini yazılı olarak bildirmediği takdirde, sözleşme aynı şartlarla bir yıl uzamış sayılır. Kanunun bu maddesinden anlaşılacağı üzere konut ve çatılı iş yerlerine ait kira sözleşmelerinde sözleşme sonunda sebep göstermeden akdi feshetme yetkisi kural olarak sadece kiracıya tanınmıştır. Kiraya veren sebep göstermeden yalnızca süre bitimi sebebiyle böyle bir sözleşmeyi sona erdiremez. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 345/1 maddesi hükmüne göre, kira bedelinin belirlenmesine dair dava her zaman açılabilir. Aynı maddenin 2. fıkrası gereğince ise, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına dair olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunmuş olması koşulu ile izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar. Maddenin 3. fıkrasına göre de, sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına dair hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından geçerli olur. Maddedeki düzenlemenin anlamı ve amacı kiracının 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesindeki süreden yararlanma olanağını ortadan kaldırmamaktır. Yeni kira yılında kiranın artırılacağı tehdidi altında olan kiracı akdi devam ettirip ettirmeme konusunda düşünerek bir karar verecektir. Yine taraflar arasındaki kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünde kira parasının her yıl belirli bir oranda artırılacağı kararlaştırılmış ise, gerek yasal düzenleme, gerek yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre yeni dönem kira parasının geçerli olacağı tarih saptanırken 21.11.1966 gün ve 18/10 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda sözü edilen ihtar ve dava dilekçesinin tebliği tarihinin önemi yoktur. Davanın tespiti istenen dönem içinde açılması yeterlidir. Böyle bir sözleşmede kiracı olan kimse, yeni dönemde kira parasının artırılacağını bilir. Bu sebeple isterse yazılı ihbarda bulunmak şartı ile kira sözleşmesini sona erdirebilir.

Olayımıza gelince; Davada dayanılan kira sözleşmesinde kira artış şartı düzenlenmiştir. Sözleşmede kira artışı ile ilgili düzenleme bulunduğundan ve dava 1.1.2013 tarihinde başlayan yeni kira dönemi içinde 27.12.2013 tarihinde açılmış olduğundan, mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebinde olduğu gibi 1.1.2013 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde 1.1.2014 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi doğru değildir.

Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 21.01.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Avukat, Borçlar Hukuku, Genel, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, Kira Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın