ESTETİK OPERASYON VE MADDİ ,MANEVİ TAZMİNAT

ESTETİK OPERASYON VE MADDİ,MANEVİ TAZMİNAT

      Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yanlar arasında, davacının yüzünün görünümünün daha estetik bir hale gelmesi konusunda davalı doktor ile estetik operasyon için anlaşma yapıldığı ve davalı doktor tarafından uygulamanın gerçekleştirildiği; böylece, taraflar arasında eser sözleşmesi kurulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece davalının kusurunun olmadığını açıklayan bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak karar verilmesi doğru değildir. Şu durumda; davalı yüklenicinin, davacı iş sahibini, eser sözleşmesinin ifasından sonra ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında yeterince bilgilendirmediği, dolayısıyla özen ve sadakat borcunu gereğince yerine getirmediği, davalı yüklenicinin ortaya çıkan zarardan sorumlu bulunduğu ortadadır. O halde mahkemece; davalının kusurlu davranışıyla istediği sonuca ulaşamamasına rağmen tedavi bedelini ödemek zorunda kalan davacının, uğradığı bu zararın bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonrasında davacının çektiği üzüntü durumu da gözetilerek uygun bir manevi tazminatın takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile maddi ve manevi tazminat istemlerinin tamamen reddedilmesi doğru görülmemiştir.

T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/9077

K. 2016/5505

T. 11.4.2016

6098/m.112,472

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dilekçesi ile; davacının 2007 yılında davalı hekim tarafından burnundan estetik ameliyat olduğunu, ameliyattan 10 gün sonra burnunda göçük bulunduğunu ve nefes darlığı çektiğini, 2-3 ay sonraki kontrolde davalı tarafından yeni bir ameliyat kararı alınarak 1 yıl sonra tekrar ameliyat olduğunu, ameliyattan sonra burnundaki göçüklerin ve nefes darlığının düzelmediğini ve yeni bir ameliyat kararı daha alındığı, 2009 yılında üçüncü ameliyatını olduğunu, sağlık sorunlarının düzelmediğini burnunda kanamalar olduğunu, sonrasında hekimin dördüncü ameliyat kararı aldığını ve 2011 yılında tekrar ameliyat olduğunu, sıkıntıları geçmeyen davacıya beşinci ameliyatı öneren davalı hekimin önerisinin reddedildiğini, hala nefes problemlerinin bulunduğunu, inşaatta demirci olarak çalışması sebebi ile rahat çalışamadığını, ameliyatlar sonucunda yıprandığını, psikolojik olarak sorunlar yaşadığını, toplam süreç boyunca yaklaşık 5.000,00 TL masrafı olduğunu, davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve kusurlu olduğunu ileri sürerek dört ameliyattan manevi olarak yıpranması sebebi ile 50.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, cevap dilekçesi ile; davacının muayenesinden sonra ona yapılacak ameliyat ve risklerin anlatıldığını, ilk ameliyat sonrasında burnundaki eğrilik düzelmeyen davacıya ikinci bir ameliyatın ücretsiz olarak yapıldığını, bu aşamada nefes alışverişinde bir problem olmadığını, davacının 2008 yılında davalıya başvurması üzerine davacının burnunun sağa eğikliğinin devam ettiğinin belirlendiğini ve yine ücretsiz olarak ameliyat edildiğini, davacının 2010 yılında rahat nefes alamadığı gerekçesi ile davalıya başvurduğunu yapılan muayenede nefes alıp verme sırasında çekilme olduğunun tespit edildiğini ve bunun üzerine de davacının 16.3.2011 tarihinde yeniden ameliyat edildiğini, 16.4.2011 tarihinde davacının yeniden başvurması üzerine burnundaki tamponların çıkarıldığını, davalının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini, oluşabilecek komplikasyonların önceden anlatıldığını, hasta rızası ile tedavi sürecinin başladığını, dört operasyon sonucunda burundaki sağ kemiğin sürekli olarak yer değiştirdiğini, komplikasyon bulunduğunu, davalının kusurunun olmadığını, davanın ihbarının gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamına göre yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, komplikasyonların normal olduğu, hekim hatası bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyaya sunulan, hükme dayanak alınan ve kulak burun boğaz, adli tıp ve estetik cerrahi anabilim dallarında uzman olan üç hekim tarafından hazırlanan bilirkişi kurulu raporunda tedavi ve ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, kemik kaymasının komplikasyon olduğu, hekim hatası ve kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.

Yanlar arasında, davacının yüzünün görünümünün daha estetik bir hale gelmesi konusunda davalı doktor ile estetik operasyon için anlaşma yapıldığı ve davalı doktor tarafından uygulamanın gerçekleştirildiği; böylece, taraflar arasında eser sözleşmesi kurulduğu anlaşılmaktadır.

Eser, yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Bu arada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin, iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde, eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksikliklerden ayıba karşı tekeffül borcu sebebiyle sorumludur.

Yüklenici hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekir. Yüklenici, sadakat ve özen borcu gereğince eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde meydana getirmek zorundadır. Akdin gereği gibi veya zamanında ifasını tehlikeye koyan tüm hallerinden zamanında iş sahibine haber vermek zorundadır. Yüklenicinin genel ihbar yükümlülüğünden doğan çeşitli özel açıklama ve yol gösterme yükümlülükleri vardır. Yüklenici ihbar mükellefiyetini zamanında yerine getirmezse bundan doğacak tüm zarardan da sorumludur (BK. madde 96). (TBK. madde 112)

O halde, davalının ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi BK. 357.(TBK. 472) maddesine göre bir zorunluluktur.

(Ayrıca Avrupa Biyotıp Sözleşmesinin 5.maddesiyle Hekim Etiği Yönetmeliğinin 26.maddelerinde bu husus düzenlenmiştir.)

Davacı tarafından imzalanan 20.11.2006 tarihli bilgilendirme ve rıza formunda işlemin tıbbi sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığı ve davacının bu işleme rıza gösterdiği yazılı ise de, bu rızanın az yukarda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Anılan belgede önerilen tedavi yönteminin başarı şansı ve süresi, bu yöntemin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında bir açıklama bulunmamaktadır. Diğer anlatım ile somut olayda genel soyut ibarelerle düzenlenmiş bir onay vardır, davacı hastaya ameliyat sonrası oluşan kemik çökmesi, nefes alma zorluğu gibi olumsuz sonuçlar olabileceği açıklanmamıştır. Bu sebeple davalının kusuru olmasa da davacıyı uyarmamış olduğu olumsuz sonuçlardan sorumluluğu vardır.

Mahkemece davalının kusurunun olmadığını açıklayan bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak karar verilmesi doğru değildir.

Şu durumda; davalı yüklenicinin, davacı iş sahibini, eser sözleşmesinin ifasından sonra ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında yeterince bilgilendirmediği, dolayısıyla özen ve sadakat borcunu gereğince yerine getirmediği, davalı yüklenicinin ortaya çıkan zarardan sorumlu bulunduğu ortadadır.

O halde mahkemece; davalının kusurlu davranışıyla istediği sonuca ulaşamamasına rağmen tedavi bedelini ödemek zorunda kalan davacının, uğradığı bu zararın bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonrasında davacının çektiği üzüntü durumu da gözetilerek uygun bir manevi tazminatın takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile maddi ve manevi tazminat istemlerinin tamamen reddedilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 11.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Avukat, Borçlar Hukuku, Genel, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, maddi tazminat, Tazminat Davası, Ticaret Hukuku, Ticari Dava kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

BOŞANMA VE MADDİ ,MANEVİ TAZMİNAT

BOŞANMA VE MADDİ ,MANEVİ TAZMİNAT

    Dava, boşanma istemine ilişkindir.

Boşanmaya neden olaylarda davalı erkeğin daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmış olup, Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi koşulları kadın yararına oluşmuştur. Bu duruma göre davacı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesine göre kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiştir.

Davacı kadın dava dilekçesinde düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesini, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiş olup, mahkemece mümkünse ziynet eşyalarının aynen iadesi, mümkün olmaması halinde bedele karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden ve karar yerinde tartışılmadan ziynet bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi

Gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alman ziynetlerin cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekmekte olup, bu husus gözetilmeden hüküm kurulması isabetsizdir.

T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/3977

K. 2017/11461

T. 23.10.2017

4721/m.174/1-2

6100/m.297/2

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve yoksulluk nafakası talebinin reddi yönünden, davalı erkek taralından kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve ziynet alacağının kabulüne yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- )Taraflar eşit kusurlu kabul edilerek, davacı kadının boşanma davasının kabulüne karar verilmişse de davacı kadına kusur olarak yüklenen sadakatsizlik vakıasının güven sarsıcı davranış niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu hale göre, boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkek davacı kadına göre daha ağır kusurludur. Hal böyleyken, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru değilse de, boşanma kararı sonuç itibariyle doğru olup, kusura dair gerekçenin düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiş ( HUMK m.438/ son ), tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- ) Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere boşanmaya neden olaylarda davalı erkeğin daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmış olup, Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi koşulları kadın yararına oluşmuştur. Bu duruma göre davacı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesine göre kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiştir.

3- ) Davacı kadın dava dilekçesinde düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesini, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir [HMK m.297/ ( 2 )]. Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez

Yasal gereklilik yukarda belirtildiği şekilde iken, öncelikle mümkünse ziynet eşyalarının aynen iadesi, mümkün olmaması halinde bedele karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden ve karar yerinde tartışılmadan ziynet bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alman ziynetlerin cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarda 1. bentte gösterilen sebeple kusura dair gerekçe düzeltilmek suretiyle ONANMASINA, 3. bentteki bozma sebebine göre ziynetlerin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatıranlara iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aile Hukuku, Avukat, Boşanma Davası, Genel, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, maddi tazminat, Medeni Hukuk, Tazminat Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

PAYLI MÜLKİYET KİRALANANIN TAHLİYESİ

PAYLI MÜLKİYET KİRALANANIN TAHLİYESİ

T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

2017/5469

2017/13735

11.10.2017

DAVA : Taraflar arasındaki tahliye davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; davalının halen kiracı olarak kullandığı davaya konu taşınmazları, kiraya veren ….. 08.12.2014 tarihinde satın aldığını, davalı şirkete … Noterliğinin 29.12.2014 tarihli ve 18297 yevmiye numaralı ihtarnamesini göndererek yeni malik olduğunu ve taşınmazdaki dükkanları işyeri olarak kullanacağını bu sebeple de eski malik ile davalı şirket arasında yapılan kira akdinin yenilenmeyeceğini bildirdiğini ancak davalı tarafından tahliye edilmediğini belirterek davalının davaya konu taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ise; davacının talebinin haksız ve yersiz olduğunu, davacının başkaca taşınmazlarının bulunduğunu, bu taşınmazlara ihtiyacının olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davacıya ait şirketin … Sicil Gazetesinin 11.07.2014 tarihli ve 8610 Sayılı nüshasında, … Kuyumculuk İthalat İhracat İnşaat …. olarak tescil edildiği belirtilmek suretiyle ihtiyacın zorunlu ve samimi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve kiralananın tahliyesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Konut ya da çatılı işyeri niteliğindeki bir taşınmazı iktisap eden kimse dilerse eski malik ile kiracı arasında yapılmış sözleşmeye dayanarak sözleşmenin sonunda bir ay içinde, dilerse TBK.’nun 351.maddesi uyarınca edinme günü de dahil olmak üzere edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla edinme tarihinden itibaren altı ay sonra ihtiyaç sebebiyle tahliyedavası açabilir. Davanın altı ayın sonunda hemen açılması şart olmayıp sözleşme sonuna kadar açılması mümkündür. Ancak edinmeyi izleyen bir ay içerisinde bildirimin tebliği zorunlu olup bunun sonradan giderilmesi mümkün değildir. Açılacak davada tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın varlığının kanıtlanması gerekir.

İhtiyaç iddiasına dayalı olarak açılacak davalarda dava hakkı kural olarak kiralayana aittir. Ancak kiralayan durumunda olmayan malikin de bu davaları açabileceği içtihaden kabul edilmiştir. Kiralanan paylı mülkiyete konu ise pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması, elbirliği halinde mülkiyete konu teşkil ediyorsa tüm ortakların davaya katılmaları gerekir. Bu koşullar birlikte dava açma şeklinde gerçekleşebileceği gibi bir paydaş tarafından açılan davaya sonradan diğer paydaşların onaylarının alınması şeklinde de sağlanabilir. Pay ve paydaş çoğunluğu yargılama sırasında sağlanabilir ise de ihtarnamedeki eksiklik sonradan tamamlanamaz.

Olayımıza gelince; davada dayanılan ve hükme esas alınan 01.05.2010 başlangıç tarihli ve altı ay süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosyada bulunan tapu kaydından taşınmazın kiraya verenden satın alındığı ve davacının 1/5 paylı malik olduğu, iktisap ve ihtiyaç iddiasına binaen davalıya gönderilen ihtarnamenin ise davacı paylı malik tarafından kendi adına gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda pay ve paydaş çoğunluğu tarafından ihtar gönderilmediğinden mülkiyete dayalı olarak açılan dava yerinde değildir.

Ne var ki; TBK’nun 310. maddesi gereğince kiralananın mülkiyetinin kiralayan malik tarafından üçüncü kişiye devri ile birlikte, kiralayan ve kiracı arasındaki kira sözleşmesi tüm hak ve borçları ile birlikte yasa gereği kendiliğinden yeni malike geçer. Bu durumda; önceki kiraya veren ile davalı kiracı arasında yapılan sözleşmenin 01.05.2010 tarihli ve altı ay süreli olduğu, altı aylık sürenin bitiminden itibaren sözleşmenin 01.11.2011 tarihinden itibaren yıldan yıla yenilendiği, sözleşme gereğince açılan davada davalıya gönderilen ve 31.12.2014 tarihinde tebliğ edilen ihtarnameye göre de davanın 01.11.2015 tarihinden sonraki dönem sonuna kadar açılması gerekeceği, bu sebeple de 10.06.2015 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kiralananın tahliyesine kararı verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Avukat, Borçlar Hukuku, Genel, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, İcra İflas Davası, İş Davaları, Tahliye Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

BOŞANMA SEBEBİYLE AYLIĞIN KESİLMESİNE DAİR KURUM İŞLEMİ

BOŞANMA SEBEBİYLE AYLIĞIN KESİLMESİNE DAİR KURUM İŞLEMİ

    Davacı, aylığının kesilmesine dair Kurum işleminin iptaline, maaşının faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı ve eski eşinin birlikte yaşadıkları sabit olup, 5510 S.K. 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksi ispat edilememiştir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, davanın reddi gerekirken aksi yönde karar verilmesi hatalıdır.

T.C.

YARGITAY

21. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/15092

K. 2017/8890

T. 6.11.2017

5510/m.56,59/2

 DAVA : Davacı, aylığının kesilmesine dair Kurum işleminin iptaline, maaşının faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi:

KARAR : Dava, davacının boşandığı eski eşiyle birlikte yaşamaya devam etmesi ve muvazaalı boşanmış olması sebebiyle babasından almakta olduğu aylığının kesilmesine dair işleminin iptaline maaşının faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hakkında verilen boşanma kararı kesinleşen davacıya ölü olan sigortalı babası üzerinden hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle davalı Kurumca gerçekleştirilen işlemle başlangıç tarihi itibariyle kesilerek yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar yönünden borç tahakkuk işleminin tesis edildiği anlaşılmakta olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda istem aynen hüküm altına alınmıştır.

Davanın yasal dayanağı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası kanunun 56. maddesidir.

Dosyadaki kayıt ve bilgilerden; davacı ve eski eşi esas 2011/396 karar ve 10.03.2011 tarihli kararı ile boşanmışlardır. Davacıya babası sebebiyle yetim aylığı bağlanmıştır. 01.07.2011 tarihli kontrol memuru raporunda yer alan, boşandığı eşiyle boşandığı tarihten itibaren eski eşiyle fiilen birlikte yaşayarak Kurumdan haksız menfaat temin ettiği yönündeki tespit üzerine yetim aylığı başlangıç tarihi itibariyle kesilerek, Kurumca, yapılan ödemeler borç kaydedilmiştir.

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 59/2. maddesinde “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya dair işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” hükmü yer almaktadır.

Somut olayda; 01.07.2011 tarihli adresinde yapılan denetimde davacının eski eşi beyanında; Eşi ve çocukları ile birlikte yaşadıklarını, komşuları da davacı ve eski eşinin birlikte yaşadıklarını beyan etmiş ve dava dilekçesinde; davacının eski eşiyle aynı gayrimenkul içerisinde, giriş kapılarının aynı ancak farklı bölümler dahilinde yaşadıkları beyan edilmiştir. Devamla davacı 29.12.2011 tarihinde adresine taşındığını bildirmiş ve dosyaya 29.12.2011 tarihli kira kontratı ibraz edilmiş olup, kiraya verenin, kiracının ise … olduğu görülse de adres değişikliğinin ve bu adrese uygun kira kontratının kurum denetim raporundan sonra tedbir amaçlı yapıldığı açıktır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı ve eski eşinin birlikte yaşadıkları sabit olup, 5510 Sayılı Kanun’un 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksi ispat edilememiştir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, davanın reddi gerekirken aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 06.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Aile Hukuku, Avukat, Boşanma Davası, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, Medeni Hukuk kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

KİRALANANIN TAHLİYESİ

KİRALANANIN TAHLİYESİ

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/3908

K. 2017/12406

T. 9.10.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR : Davacı vekili; kiracı aleyhine başlatılan takipte ödeme emrinin tebliğine rağmen davalı borçlu tarafından yedi gün içerisinde takibe itiraz edilmediği gibi 30 gün içinde de takip konusu borcun ödenmediğini belirterek davalının temerrüdü sebebiyle tahliyesini istemiştir. Davalı vekili; kira sözleşmesinin özel şartlar 10. maddesi uyarınca taraflar arasında tahliye zamanı belirlendiğini, ancak davacının tahliyeiçin belirlenen süreyi beklemeden tahliye talep ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, özel kontrat şartlar 10. maddesinde kararlaştırılan hüküm gözönünde bulundurularak davalıya tahliye için tanınan süre dolmadığından dava açılması yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık bulunmayan taraflar arasındaki 01.12.2014 başlangıç tarihli yazılı kira sözleşmesinde ödeme günü her ayın 5. olarak belirlenmiştir. Ödeme günü konusunda herhangi bir tereddüt olmadığı gibi taraflar arasında bu konuda bir anlaşmazlıkta yoktur. Davacı kiraya veren 2015 kasım ayı kirası muaccel olduktan sonra 12.11.2015 tarihinde kira alacağının tahsili ve tahliye istekli takip başlatmıştır. Ödeme emri davalı borçluya 16.11.2015 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen yasal 30 günlük sürede davalı tarafça ödeme yapılmadığından temerrüt gerçekleşmiş ve dava 23.12.2015 tarihinde temerrüt gerçekleştikten sonra açılmıştır.

Mahkemece İİK 269/a maddesi uyarınca tahliyeye karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Karar bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 09.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Avukat, Borçlar Hukuku, Genel, Hukuk, Hukuki Danışmanlık, İcra İflas Davası, Kira Davası, Tahliye Davası kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın