Şirketler Hukuku | Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin İbrası

 

Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin İbrası 
Av. Baran AKCAN
GİRİŞ
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu, ortaklığın gerek içeride yönetimi,
gerekse dıfla karşı temsili bakımından ayrı bir önemi haizdir. Bu organı
meydana getiren üyeler ise kendilerine ait olmayan bir malvarlığının idaresi

ile yükümlü olup bu görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri halinde
ortaklık ile aralarında bulunan sözleşmenin ihlali sebebiyle tazminat
talebine maruz kalırlar. Çok doğaldır ki, ortaklık tazminat talebinden
feragat edebilir. işte böyle bir feragat, ibrada mündemiçtir1. ibra sayesinde,
hem yönetim kurulu üyeleri aklanmakta, hem de ortaklık bu üyeler
üzerinde bir nevi gözetim yetkisini elinde tutarak menfaatlerinin daha iyi
korunmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda ibra, çok önemli bir ortaklık içi
denetim mekanizmasıdır2. Özellikle de yönetim kurulu üyelerinin çoğunluk
tarafından seçilip söz konusu makama getirildiği göz önüne alındığında, bu
kişilerin görevlerini yerine getirirken çoğunluğun değil, salt ortaklığın
menfaatlerini gözeteceğini düşünmek bir bakıma gerçeklikten uzak bir
yaklaşim olur.
işte bu çalıflmanın konusu, “Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu
Üyelerinin ibrası”dır. Çalıflma, üç temel bölümden oluşmakta, her bölüm de
kendi içinde alt başlıkları ihtiva etmektedir. Birinci bölümde öncelikle
çalişmanın konusunun anlamlandırılmasına ve ilerleyen bölümlerde
hukuki niteliğinden hareketle bazı sonuçlara varmak gerekeceği için de
hukuki niteliğinin tanımlanmasına yer verilmıştir. ikinci bölümde, ibranın
6762 sayılı mevcut TTK3 düzenlemesindeki yeri incelenmıştir. Mevcut
düzenleme incelenirken konuya dair doktrinsel tartışma ve görüfllerden
yalnızca temel nitelikte olanlara yer verilmış; Avukatlık Staj Eğitimi
Yönergesi m. 29’a uygun olması amacıyla doktrinsel görüfller üzerinde fazla
durulmamıştır. Üçüncü bölümde ise, TBMM gündeminde bulunan TTK
Tasarısı ile getirilen yenilikler mümkün olduğunca ikinci Bölüm’deki
sistematiğe uygun şekilde ve TTK ile kıyaslanarak incelenmış, ilk kez
düzenlenen konulara ise ayrı başlıklar altında yer verilmiştir.
 (1) Hirfl Ernst, Ticaret Hukuku Dersleri, 2.b.s., istanbul, 1946, s.319.
(2) Aytaç Zühtü, Anonim Ortaklıklarda ibra, Ankara, 1982, s.1-2.
(3) Kabul tarihi: 29/6/1956, RG’ de yayımlanma tarihi: 9/7/1956.
I. BiRiNCi BÖLÜM
iBRANIN ANLAMI VE HUKUKi NiTELiĞi
A. GENEL OLARAK iBRA
“ibra” kelimesi dilimize Arapça’dan geçmiş olup, “beri kılma, beraat
etme, temize çıkarılma, aklanma” anlamına gelmektedir.4
Borçlar Hukuku alanında ibra; alacaklı ve borçlu arasında yapılan iki
taraflı bir hukuki işlemdir. Alacaklı, kendisinin yapacağı tek taraflı irade
beyanı ile alacaktan vazgeçemez.5 Tüzelkişiler hukukunda ise ibranın daha
özel bir anlam taflıdığı kabul edilmektedir. Tüzelkişiler alanında ibra;
“tüzelkişinin yetkili organının irade açıklaması ile hesap veren organın
üyelerinin, yapmakla yükümlü oldukları işlemler dolayısıyla iktisadi ve
hukuki yönden aklanmaları” anlamına gelir.6 Böylece yetkili organın söz
konusu irade beyanı sonucunda hesap verme yükümü altındaki organın
üyeleri, bir yandan kendilerinin ilgili hesap dönemindeki işlemlerinin
onaylanması dolayısıyla sorumluluktan kurtarılmakta; diğer yandan da
kendilerine yönelik bir güven beyanında bulunulmaktadır. Bu itibarla da,
tüzelkişiler alanındaki ibrada, borçlar hukukundan farklı olarak, ibra
edilenin kabulüne ihtiyaç duyulmaz; yetkili organın tek taraflı irade beyanı
ibra sonucunun doğması için gerekli ve yeterli sayılır7.
fiu durumda ibra, anonim ortaklık yönetim kurulu üyeleri için
ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Nitekim ibra kararı sayesinde, ilgili dönem
içerisinde yapılan ve bilançoda gösterilen işlemlerden dolayı ibra edilenlere
karşı artık rücu hakkı kullanılamayacak ve muhtemel zararlar dahi
aranmayacaktır. Nitekim bu yöndeki Bir Yargıtay kararı şu şekildedir:
“…Türk-isviçre Hukuku’nda anonim ortaklığın en yüksek organı
tarafından verilen ibra kararı, yönetim kurulunun ve denetçilerin yıllık
raporlarının, kar-zarar hesabını içeren menfi borç ikrarı niteliğinde olup
ortaklığın o yıla ait işlemlerden dolayı hiçbir tazminat talebi kalmadığı,
başka bir deyimle ilgili hesap dönemi sebebiyle anonim ortaklığın yönetim
kurulu üyeleri haklarında artık tazminat davası açamayacağı sonucunu
doğurur…” (11.HD. T. 24.06.1976, E.1976/2890, K.1976/3333)
2982 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(4) Devellioğlu Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 23.bs, Ankara, Aydın Kitabevi Yayınları,
2006, s.403.
(5) Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmış 8.bs, Beta, 2003, s.1222-1223.
(6) Akdağ Güney Necla, Türk Hukukunda Anonim fiirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki
Sorumluluğu, istanbul, Vedat Kitapçılık, 2008, s.225.
(7) Akdağ-Güney, a.g.e., s.225.
B. iBRANIN HUKUKi NiTELiĞi
ibranın hukuki niteliği hususunda mukayeseli hukukta farklı
düzenlemeler mevcuttur. Türk Hukuku’nda ise bu hususa dair kanunda
herhangi bir düzenleme bulunmamakla beraber Türk Hukuk uygulaması ve
doktrinin neredeyse tama yakın yüzdesi ibrayı “menfi borç ikrarı” olarak
nitelendirmektedir8. Genel Kurulun, görevi gereği hesap verme yükümü
altında bulunan yönetim kurulunun herhangi bir savsaklamasının,
sorumluluk ihlalinin bulunmadığı sonucuna ulaflması “menfi borç ikrarı”
olarak telakki edilir9. ibranın menfi borç ikrarı olması sonucunda, ortaklığın
tazminat alacağı son bulmaktadır. Bundan böyle, haklarında ibra kararı
alınmış olan yönetim kurulu üyelerine karşı ortaklığın sorumluluk davası
açma imkânı ortadan kalkar. Yani; alacaklı konumundaki ortaklık bu
kararı ile varlığı flüpheli veya çekişmeli olan bir alacağını karşı taraftan
talep etmeyeceğini belirterek, muhtemel bir borcu tek taraflı olarak sona
erdirmektedir. Ancak bu durum yalnızca ortaklık bakımından geçerlidir;
ortaklık alacaklıları ve pay sahipleri (ibra kararına olumlu oy veren pay
sahipleri hariç olmak üzere) açısından söz konusu olamaz. Zira yönetim
kurulu üyeleri sadece ortaklığa karşı değil, alacaklılara ve pay sahiplerine
karşı da sorumludurlar. Pay sahiplerinin ve alacaklıların söz konusu dava
hakkı, ortaklığın dava hakkından bağımsız bir dava hakkıdır10.
Bu tek taraflı irade beyanı aynı zamanda “yenilik doğuran hak”
niteliğini haizdir11. Bunun doğal sonucu olarak da ibra kararı, kabulü
gerekmeyen, karşı tarafa varması ile hüküm doğuran ve bir kez
kullanıldıktan sonra artık tek taraflı olarak kendisinden dönülemeyen bir
özellik sergiler. işte bu yönüyle anonim ortaklıktaki ibra, yukarıda da
bahsedildiği gibi borçlar hukuku alanındaki ibradan farklılaflmaktadır.
isviçre hukukunda da ibra, yüküm altındaki yönetim kurulu üyelerine
yönelik, onları sorumluluktan muaf kılma açıklaması anlamı taşıması
suretiyle Türk hukukunda kabul edilen menfi borç ikrarı nitelemesine
uymaktadır. Buna karşılık Alman Hukuku’nda; ibra sadece bir “güven
açıklaması” olarak değerlendirilmekte ve bundan daha öteye gidememek-
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2983
(8) Ansay Tuğrul, “Anonim fiirketlerin Ehliyeti, idare Meclisinin ibrası, idare Meclisi Aleyhine Mesuliyet
Davası ve Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 1966, C.3, S.3, s.422;
Çamoğlu Ersin, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, 1.b.s., Ankara, Banka ve
Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 1972 s.198; Aytaç, a.g.e., s.48; Eriş Gönen, Açıklamalı-içtihatlı TTK,
Ticari işletme ve fiirketler, 3.b.s., C.2, Seçkin, 2004, s.2166; Moroğlu Erdoğan, “ Anonim Ortaklıkta Yönetim
ve Denetim Kurulu Üyelerinin ibralarının Zamanı, Kapsamı ve Geri Alınması”, Banka ve Ticaret Hukuku
Dergisi, S.2, 2001, s.5; Yargıtay da verdiği kararlarda doktrindeki baskın görüflü benimsemış bulunmaktadır.
Örneğin bkz.; 2. sayfadaki 11.HD. T. 24.06.1976, E.1976/2890, K.1976/3333 kararı.
(9) Siegert Harald, Die Entlastung in der Aktiengesellschaft nach deutschem Recht und Vergleich mit
dem französischen und schweizerischen Recht, Kleve, 1966, s.102.
(10) Akdağ Güney, a.g.e, s.226.
(11) Helvacı Mehmet, Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğu, 2.bs., Beta,
2001, s.137; Kendigelen Abuzer, Hukuki Mütalaalar, 3. bs., C.2, Arıkan, 2006, s.273.
tedir. Dolayısıyla bu hukuk sisteminde yönetim kurulu üyelerinin ibra
edilmemesi, bu kişiler için artık yönetimden çekilmeleri ve işlerine son
verilebilmesi yönünde önemli bir gerekçe yaratır12.
II. iKiNCi BÖLÜM
ANONiM ORTAKLIK YÖNETiM KURULU ÜYELERiNiN iBRASINA DAiR
TTK DÜZENLEMESi
A. ANONiM ORTAKLIKTA iBRA SONUCUNU DOĞURMAYA YÖNELEN
HUKUKi VASITALAR
1. Açık ibra Kararı:
Açık ibra, genel kurul gündeminde ibraya ilişkin bir madde bulunması
halinde, bu maddeye müsteniden alınan ibra kararıdır. Bu kararda genel
kurul, yönetim kurulu üyelerini ibra edip etmediğini açıklamak
zorundadır13. Nitekim genel kurul, yönetim kurulu üyesini ilgili hesap
dönemine ilişkin sorumluluktan kurtarma yönünde bir irade ortaya
koyduğunu açık ibra kararı ile sabitleştirmekte, bu iradesini söz konusu
kararına aksettirmek suretiyle somutlaştırmaktadır.
Mevcut Ticaret Kanunumuzda açık ibraya yer verilmemiştir. Diğer bir
ifadeyle, TTK’da düzenlenen ibra, ibra varsayımı, yani örtülü ibradır. Fakat
bu durum, genel kurulun irade serbestliği ilkesi ve BK m.19-20
hükümlerine uygun olarak açık ibra kararı almasına hukuki bir engel
oluşturmaz14.
Bu tür ibranın ibra varsayımından ayrıldığı en temel nokta, genel
kurulun ibra iradesini ortaya koymakta daha serbest oluşu ile açıklanabilir.
Gerçekten de genel kurul bu kararında bazı kişileri veya olayları ibra
dişında tutabilir; hatta ibra kararını faaliyet döneminin yalnızca bir kısmına
hasredebilir.
Buna göre, açık ibra kararının iki şekilde alınması olanaklıdır:
a. Genel ibra
Hiçbir sınırlama yapılmaksızın alınan ibra kararları, genel ibra
niteliğindedir15. Bu durumda ibra kararı, bütün yönetim kurulu üyelerini ve
bu kişilerin söz konusu faaliyet dönemindeki bütün işlemlerini kapsar.
Kural olarak, her yıl olağan genel kurul toplantısında alınan ibra kararı
“genel” niteliktedir16.
2984 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(12) Siegert, a.g.e., s.107.
(13) Helvacı, a.g.e., s.139.
(14) Kendigelen, a.g.e., s.273.
(15) Akdağ Güney, a.g.e., s.234.
(16) Karar başkaca bir açıklık taşimıyorsa, “genel” olarak yorumlanmalıdır. Ç. Sorumluluk, s.199.
b. Özel ibra
Genel kurul, ibra yönündeki iradesini genel olarak açıklamak yerine
konu, zaman veya kişi bakımından daraltmak ya da genişletmek suretiyle
de ortaya koyabilir. Bu gibi durumlarda özel ibra kararı söz konusu olur.
Zira TTK m.310 hükmü de, sadece kuruluş işlemlerinin ibrasını
öngörmesi açısından konu yönünden ve kurucular ile ilk yönetim kurulu
üyelerinin ibrasını öngörmesi açısından da kişi yönünden özel ibra kararı
niteliğindedir17.
2. ibra Varsayımı:
Kanunumuzda “Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası” m.380’de düzenlenmıştir
ve kanun koyucu TTK m.380 hükmü ile bir “ibra varsayımı”
yaratmıştır. Söz konusu hükme göre;
“Bilançonun tasdikine dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat
olmadığı takdirde, idare meclisi azaları ile denetçilerin ibrasını tazammun
eder. Bununla beraber bilançoda bazı hususlar belirtilmemekte veyahut
bilanço flirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlıfl birtakım
hususları ihtiva etmekte ise, idare meclisi azaları ile müdürler ve
murakıplar, bilançonun tasdikiyle ibra edilmiş olmazlar”
fiu halde, olağan toplantı gündeminde ibraya dair bir madde olmaması
halinde bilançonun onaylanması, yönetim kurulu üyelerinin (ve müdürler
ile denetçilerin) ibrası anlamına gelir18. Genel Kurul bilançoyu onaylarken
yönetim kurulu üyelerini ibra etme iradesini taşımasa ve onayla beraber
ibra sonucunun doğacağını bilmese dahi, ibra varsayımı meydana gelir19.
Çünkü kanun koyucu TTK 380 hükmü ile bilinçli olarak bu yönde bir
varsayım yaratmıştır. Nitekim hükümde de ifade edildiği gibi, genel kurul
bu sonucun doğmasını arzu etmiyorsa, kararının bu yönde bir açıklık
taşıması şarttır. Aynı düşünceyi dile getiren bir Yargıtay kararı şu
şekildedir:
“Ortaklığın 1974 yılı kar ve zarar hesapları ve bilançosu ittifakla kabul
edilmiştir. Gündemin 3. maddesinde yer alan idare meclisi denetçiler ve
genel müdürün ibrası ise, çoğunluk oyu ile red edildiği anlaşılmaktadır.
Görülüyor ki, burada bilançonun yalın biçimde onaylanması söz konusu
olmayıp, aksine genel kurulun ibra yapılmaması hususunda açık iradesi
tezahür etmıştir. O halde sözü geçen madde gereğince bilançonun
onaylanmasından davacının yararlanması, başka bir deyimle ibra edilmiş
olması düşünülemez. Çünkü, kararda bu konu ile ilgili (aksine sarahat)
mevcuttur.” (11. HD T. 24.6.1976 E. 1976/2890 K.1976/3333)
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2985
(17) Aytaç, a.g.e., s.138; Çelik Aydın, Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası, Adalet
Yayınevi, 2007, s.55.
(18) Helvacı, a.g.e.,s.139.
(19) Çelik, a.g.e., s.56.
Bununla beraber ibra varsayımının gerçekleşmesi, TTK m.380’de de
açıkça belirtildiği gibi, doğru ve eksiksiz bir bilançonun varlığına bağlıdır.
Bu yönde bir kararında Yargıtay şu esasları belirlemiştir:
“1. Ortaklık yönetim kurulunun ibrası ancak bilançonun gerçek durumu
yansıtması halinde mümkündür.
2. Ticaret ortaklıkları ancak işletme konuları içinde kalmak şartı ile hak
edinebilir veya borçlanabilir. Bu kurala aykırı işlemler yapan ilgililerin
geçerli olarak ibrası söz konusu olmaz.
3. ibra kararının hukuka aykırılığı halinde, bu kararın toplantıda
bulunanların oy birliği ile alınmış olmasının önemi yoktur.” (11. HD T:
01.07.1964 386/D-TK 500 sayılı karar)
Yine buna benzer bir diğer kararında Yargıtay şu esası da eklemiştir:
“Genel Kurulda, tutanakta bazı hususların Genel Kurula arz edildiğinin
yazılı olması, pay sahiplerinin durumu bütün incelikleri ile öğrendiklerini,
konuların Genel Kurulda konuşulduğunu ve kapalı kalmadığını kabule
yeterli değildir.” (11. HD T. 16.12.1964 1325/D-T 742 sayılı karar)
Bilançoda bazı hususlar belirtilmemiş veya flirketin gerçek durumunun
görülmesine mani olan bazı hususlar yer almışsa20, bilançonun tasdikine
bağlanan ibra varsayımı gerçekleşmez. Aksine, bu gibi hallerde genel
kurulun ibradan imtina ettiği kabul edilmektedir. Nitekim bu yönde bir
Yargıtay kararı şu şekildedir:
“…Genel Kurul toplantısında kabul olunan matbu bilanço ve
hesaplarda eski idare kurulu ile bir kısım personel aleyhine ceza
kovuşturmasını gerektiren ve davacı ortaklığın zararına sebep olduğu ileri
sürülen bağişlara dair en ufak bir açıklama olmaması, doğruluk ve objektif
iyi niyet kaideleriyle bağdaşamaz. Böyle bir hesapla Genel Kurul iğfal
edilmış demektir. Bu ibra, muteber bir ibra olarak kabul edilemez.” (11. HD
T. 16.12.1962, 4545/4384 sayılı karar)
TTK m. 380 hükmünün sadece “bilanço”dan söz eden ifadesine karşın,
bu terim geniş yorumlanmaktadır. Bunun içerisine başarı (kar-zarar)
hesabı ve yönetim kurulunun yıllık raporu da girer21. Zira bu belgeler o yıl
içinde yapılan tüm muameleler mukabilinde elde edilen sonucu gösterir
niteliktedir22.
2986 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(20) Bilançoya aksetmesi gereken ilkeler, özellikle “gerçeklik ilkesi” hakkında geniş bilgi için bkz:
Tekinalp (Poroy/Çamoğlu), Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 10.bs., Arıkan, 2005, s.776 vd.
(21) Çamoğlu, Sorumluluk, s.200; Eriş, a.g.e.,s.2167; Uçar Salter, Hukukumuzda Yönetim Kurulu ve
Denetçiler ile Sorumluluk Halleri, 1.b.s., Alfa, 1994, s.155.
(22) Doğanay ismail, TTK fierhi, 3.b.s., C.1, Ankara, 1990, s.979.
B. iBRA KARARININ ALINMASI
1. iBRA KARARININ ALINMA ZAMANI
ibra kararının alınma zamanı hususunda TTK’da açık bir düzenleme
mevcut olmamakla beraber ibra kararının olağanüstü genel kurulda da
alınabileceği ve genel kurulun olağan veya olağan üstü oluşunun ibra
kararının geçerliliğine bir tesiri bulunmadığı savunulmaktadır23.
Gerçekten de; bu konuda TTK’da açık hüküm bulunmadığından,
konuyu dolaylı olarak ilgilendiren TTK 380 hükmü, olağan genel kurul
toplantılarının her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde
yapılmasını öngören TTK 364 hükmü ve olağan genel kurul toplantılarının
zorunlu gündem maddelerini belirten TTK 369 hükmünün birlikte değerlendirilmesi
sonucunda ibra varsayımının, hesap dönemi sonundan
itibaren üç ay içinde toplanacak olan olağan genel kurul toplantısında
gerçekleştirilebileceği anlamı çıkarılmaktadır. Zira m.369/2-2’de, bilançonun
onaylanması, olağan genel kurul toplantısının zorunlu gündem
maddesi olarak gösterilmıştir. Ancak ibra varsayımı ile açık ibra birbirinden
farklı kavramlardır. Açık ibra kararını bilançonun onaylanması koşuluna
bağlayan bir hüküm kanunumuzda mevcut olmadığı gibi, genel kurulun
gündeme madde eklemek suretiyle dilediği zaman açık ibra kararı almasına
da bir engel yoktur24. Genel kurulun gündeme bu yönde bir madde eklemesi
durumunda artık ibra sonucunun gerçekleşmesi ibra oylamasının
yapılmasına bağlandığından, salt bilançonun onaylanması tek başına ibra
sonucunun doğumuna mahal vermez. Nitekim TTK 380 hükmünün
lafzından da anlaşılacağı gibi, bilançonun tasdikine dair karar mutlak
anlamda ibranın gerçekleşmesini temin etmemekte; hükümde “aksine
sarahat olmadığı takdirde” ifadesine yer verilmek suretiyle bunun aksinin
de söz konusu olabileceği belirtilmektedir. Öyleyse; ibra varsayımı yalnız
olağan genel kurul toplantısında, açık ibra ise olağan veya olağanüstü genel
kurul toplantılarında karara bağlanabilir25.
Burada bahsi gereken bir diğer mesele de, olağan genel kurul
toplantılarının hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılmasını
öngören hükmün varlığıdır. Her ne kadar TTK 364’te üç aylık bir süre
belirtilmış olsa da, bu kural TTK’da yer alan emredici nitelikteki
kurallardan değildir ve uygulamada da bilanço görüflmelerinin bu üç aylık
sürenin aşılması suretiyle yapıldığına sıkça rastlanmaktadır26. Zira bu üç
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2987
(23) Helvacı, a.g.e., s.140; Çamoğlu, Sorumluluk, s.203; Moroğlu, ibra, s.6-8; Aytaç, a.g.e., s.82;
Kendigelen, a.g.e. , s.274; Uçar, a.g.e., s.159.
(24) Bununla beraber TTK m.310’da düzenlenen kuruluştan doğan sorumluluğun ibrası, bunun bir
istisnasını oluşturur. Burada genel kurulun ibra kararı alabilmesi, flirketin tescili tarihinden itibaren dört yıllık
bir sürenin geçmiş olması koşuluna bağlanmıştır.
(25) Moroğlu, ibra, s.7-8.
(26) Çelik, a.g.e., s.111.
aylık süre içerisinde toplanılmamasının gecikme nedeniyle doğacak
zararlardan sorumlu tutulabilme dişında herhangi bir caydırıcı müeyyideyi
tazammun etmediği27 de göz önüne alınırsa, genel kurulun “her zaman”
olağan toplantı yapıp ibra varsayımını gerçekleştirebilmesine engel bir
hüküm mevcut değildir.
Bu kabul, açık ibra kararı bakımından evleviyetle geçerlidir28. Nitekim
TTK 364’te de ifade edildiği gibi, genel kurul lüzum gördüğü takdirde her
zaman olağan üstü toplantı yapıp ibraya karar verebilir. Örneğin; hesap
dönemi içinde görevden ayrılan veya ölen bir yönetim kurulu üyesinin
ibrasına karar verilmesi gerekli ise, bu karar kanunla belirlenecek herhangi
bir tarihe ertelenebilir29.
2. iBRA KARARININ ALINMASI iÇiN GEREKLi fiARTLAR
ibra kararı da bir genel kurul kararı olduğundan, kanunun genel kurul
kararları için aradığı şartları, ibra kararının da geçerliliği bakımından
taşıması gerektiği flüphesizdir.
Bunun sonucunda, kanunda özel bir nisap öngörülmediğinden ibra
kararı verilebilmesi için toplantı yetersayısı, sermayenin dörtte biri; karar
yetersayısı ise toplantıya katılanların çoğunluğudur (TTK md.372 ve
md.378). Ancak karar yetersayısının hesaplanmasında oydan yoksun
kimseler dikkate alınmaz30.
Bununla beraber, genel kurul kararları bakımından zorunlu olan genel
geçerlik şartlarının yanında ibra kararının diğer bazı şartları da ihtiva
etmesi gerekmektedir.
a. Hem Açık ibra Kararı Hem de ibra Varsayımı için Aranan Ortak
fiartlar:
(1). Oy hakkıyla ilgili sınırlamalara riayet edilmesi
TTK m.374’teki düzenleme ile bazı pay sahipleri ibra kararının
alınmasında oy kullanma hakkından mahrum edilmiş bulunmaktadır.
Buna göre;
“Denetçiler dişında kalan flahıslardan flirketin işlerinin görülmesine
herhangi bir surette iştirak etmış olanlar yönetim kurulu üyelerinin
ibrasına ait kararda oy hakkını haiz değildirler” (m.374/2)
Bu hükmün kapsamına; pay sahibi olan müdürler, ticari mümessiller,
ticari vekiller, seyyar tüccar memurları ile diğer hizmetliler dâhildir.31 Kendi
2988 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
27) Moroğlu Erdoğan, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 3.bs., ist. 2001, s.81.
(28) Moroğlu, ibra, s.7.
(29) Moroğlu, ibra, s. 7.
(30) Çamoğlu, Sorumluluk, s.204.
(31) Çamoğlu, a.g.e., s. 204.
ibraları bakımından oydan yoksun olduklarında flüphe bulunmayan
yönetim kurulu üyelerinin, konumları icabı ortaklık işlerine bir şekilde
iştirak edeceklerine göre, birbirlerinin ibrasında da oydan yoksun oldukları
açıktır32. Benzer şekilde Yargıtay’ın konuya ilişkin bir kararı flöyledir:
“Yönetim kurulu üyeleri kendi ibraları konusunda oy kullanamazlar.
Yönetim kurulu üyelerinin kendi yararlarını ilgilendiren konularda oy
kullanma hakları olmadığından muhalefet flerhini tutanağa geçirtmemış
olsa da böyle bir kararın iptali mahkemeden istenebilir.” (11. HD T.
05.05.1981 E. 1981/1267 K. 1981/2213)
Açık ibra kararında, oylama ibraya yönelik olduğu için sorun
çıkmamaktadır. Buna karşılık, ibra açık bir gündem maddesi değilse,
aksine sarahat bulunmadığı takdirde bilançonun tasdiki ile ibra varsayımı
gerçekleştiğinden, bilançonun tasdikine ilişkin kararda da ibra kararının
alınması bakımından oydan yoksun olan kişiler oy kullanamazlar. Aksine
bir düşüncenin kabulü halinde, oydan yoksun kişiler bilançonun tasdikine
ilişkin kararın alınması peçesinin ardında, esasen ibra kararının
alınmasına -yani tam da Kanunun engellediği sonuca- iştirak etmış olurlar.
Ancak ibra ile bilançonun tasdiki hususunun ayrı ayrı oylanması
durumunda, bilançonun tasdiki ile amaçlanan sonuç ibra olmadığından
oydan yoksunluk hali bu ihtimalde söz konusu olmaz33. Bu yönde bir
Yargıtay kararı flöyledir:
“…Genel kurul dilerse bilançonun tasdiki ile ibra hususlarını ayrı ayrı
tartışıp karara bağlaması daima mümkündür ve bu şekildeki bir oylamada
bilançonun tasdiki kararı yönetim kurulu üyelerinin ibrasını kapsamaz.
Zira bu durumda yönetim kurulu üyelerinin oy hakkından mahrumiyeti,
TTK’nın 374. maddesi uyarınca sadece ibraya ilişkindir…” (Y.11.HD. T.
18.05.1982 E.2253 K.2385)
ibra kararının geçerliliğinden söz edebilmek için oydan yoksun kişilerin
kararın alınmasına katılmamış olmaları gerekir. Aksi halde, söz konusu
kararın iptali istenebilir. Bu sonucu belirten Yargıtay kararı son derece
nettir:
“fiirket işlerinin görülmesine iştirak edenler, yönetim kurulu üyelerinin
ibrasına ilişkin kararlarda oy hakkına sahip değildirler. Oy hakkına sahip
olmayan kişilerin genel kurulda oy kullanması kararın iptalini gerektirir.”
(11. HD T. 21.04.1995 E. 1995/2219 K. 1995/3660)
Ancak her halde, bu kişilerin kullandıkları oylar sonuca etki
etmemişse, bu kararların iptali söz konusu olmaz. (TTK md.361/3)34
Nitekim Yargıtay da aflağıdaki kararında bunu açıkça belirtmiştir:
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2989
(32) Helvacı, a.g.e., s.140.
(33) Aytaç, a.g.e., s.122; Helvacı, a.g.e.,s.140-141; Çamoğlu, Sorumluluk, s.204-205.
(34) Çelik, a.g.e., s.112.
“…Bilançonun onanması ile ibra konuları ayrı ayrı ise, bilançonun
onanmasında yönetim kurulu üyeleri oy hakkını haizdir. Ancak tüm
bunlara rağmen, ibra oylamasına katılan yönetim kurulu üyelerinin bu
oyları neticeye etkili değilse, genel kurulun ibra kararının iptali de söz
konusu olmaz.” (Y.11.HD. T. 27.11.1980 4961-5493 sayılı karar)
Görüldüğü gibi, oydan yoksunlukla ilgili olarak m.374/2 hükmü nettir.
Buna karşılık yönetim kurulu üyeleri ile akrabalık bağı olan kimselerin ibra
bakımından oydan yoksunluklarının bulunup bulunmadığı meselesinin
açıklığa kavuşturulması gerekir. TTK 374/1’de bu husus;
“Pay sahiplerinden hiçbiri kendisi veya karı ve kocası yahut usul füruu
ile flirket arasındaki şahsi bir işe veya davaya dair olan müzakerelerde rey
hakkını kullanamaz” şeklinde ifade edilmek suretiyle “şahsi iş”e
bağlanmıştır35. Bir işin şahsi iş olup olmadığını belirlemede esas alınacak
kıstas, pay sahiplerinin o işlemin yapılması sırasında flirketin karşısında
üçüncü bir kişi olarak yer alıp almadığı, menfaatlerin çatişıp
çatişmadığıdır36.
Ortaklık ile yönetim kurulu üyeleri arasındaki hiçbir işin şahsi iş
sayılamayacağı savunulmaktadır37. Zira TTK m.336’da ifadesini bulan
“idare meclisi azaları flirket namına yapmış oldukları mukavele ve
muamelelerden şahsen mesul olamazlar” şeklindeki düzenleme, ortaklık ile
yönetim kurulu üyeleri arasındaki işlemlerin şahsi iş sayılmasına engel olur
niteliktedir. Bununla beraber diğer yandan yönetim kurulu üyeleri
kendilerinin veya m.374/1’de belirtilen yakınlarının ibrasında oy
hakkından yoksundurlar38. Burada sözü geçen yasağın, yönetim kurulu
üyelerinin müteselsil sorumluluk nedeniyle aralarında menfaat ortaklığı
bulunduğundan bahisle, birbirlerinin ibralarında da oy kullanmalarına
engel olacağı ileri sürülmektedir39. Yani “şahsi iş” deyiminin geniş
yorumlanması ve ibranın da bu yoruma dâhil olması gerektiği
belirtilmektedir40. Bu durumda oy kullanma yasağının, doğal olarak ibra
sonucunu doğuran bilançonun tasdiki kararında da gözetilmesi gerekir.
Yargıtay ise konuya ilişkin olarak, 2007 tarihli bir kararında ibranın şahsi
iş olarak değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. Söz konusu karara göre;
“…TTK’nın 374. maddesinde oy hakkının kullanılamayacağı iki hal
“mahrumiyet” başlığı altına öngörülmüştür. Anılan hükme göre, pay
sahiplerinden hiç biri, kendisi veya karı ve kocası yahut usul ve füru ile
2990 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(35) Helvacı, a.g.e., s.141.
(36) Çevik Orhan Nuri, Anonim fiirketler, Gözden geçirilmış 3.b.s., Ankara, Seçkin Kitabevi,1988, s.595.
(37) Helvacı, a.g.e., s.140-141.
(38) Çamoğlu, Sorumluluk, s.204-205; Aytaç, a.g.e., s.119; Uçar, a.g.e.,s.159.
(39) Çamoğlu, Sorumluluk, s.205.
(40) Aytaç, a.g.e.,s.119.
flirket arasındaki şahsi bir işe veya davaya konu olan müzakerelerde oy
kullanamayacağı gibi, flirket işlerinin görülmesine her hangi bir suretle
katılmış olanlar yönetim kurulu üyelerinin ibrasına dair kararlarda oy
kullanamazlar. Yönetim Kurulu üyelerinin ibrası “şahsi bir iş” olarak
değerlendirilemeyeceğinden annenin yönetim kurulu üyelerinin ibrası
konusunda oy kullanması da yoksunluk hali olarak değerlendirilemez. Bu
nedenle iptali istenilen genel kurul toplantısının yönetim kurulu üyelerinin
ibrasına ilişkin maddesinin iptaline karar verilmış olması yanlıfltır.” (11. HD
T.19.7.2007 E. 2006/2171 K. 2007/10775)
Oydan yoksunlukla ilgili bir diğer mesele de, ibra kararının alınmasında
oydan yoksun olan kişilerin, oy hakkını haiz pay sahiplerinin temsilcisi
sıfatıyla oy kullanıp kullanamayacaklarıdır. Bu konuda bir görüfl, ibra
kararının alınmasında oydan yoksun olan kişilerin, oy hakkı bulunan pay
sahiplerinin temsilcisi olarak oy kullanamayacakları ve dahası kendi oy
haklarını da temsilci vasıtasıyla kullandıramayacakları yönündedir41. Aksi
görüflü benimseyen yazarlar ise42, oydan yoksunluğun pay sahibine değil,
paya bağlı olduğu savını ileri sürmek suretiyle oydan yoksun pay sahibinin
kullandığı oyun temsil ettiği pay sahibi adına kullanılmış sayılacağı ve
dolayısıyla da temsilci sıfatıyla oy kullanılmasının mümkün olduğu
sonucuna varmaktadırlar.
Fakat doktrinde ağırlıklı olarak kabul edilen; yukarıda ilk olarak
belirtilen, yani oydan yoksun kişilerin temsilci sıfatıyla oy kullanmasının
mümkün olmadığı, her ne kadar pay sahibinin ibra edilecek üyeye vekâlet
vermekle zaten güvenini bildirmış ve ibra konusundaki iradesini dolaylı
olarak açıklamış bulunduğunun düşünülmesi mümkün ise de, TTK 374’te
öngörülen yasağın pay sahibinin akrabalık bağından doğan ve ortaklıkla
olan ilişkileri dikkate alınarak konulmuş bir yasak olduğunu kabul eden
görüfltür. Konunun içeriğini özetlemesi bakımından Ankara 3. Ticaret
Mahkemesi’nin şu kararı dikkate değerdir:
“Genel olarak, idare heyeti azaları kendilerinin ibraları ile ilgili
konularda oy kullanamazlar. Bu husus, TTK 374/2 hükmü ile yasaklanmış
bulunmaktadır. Bu hükmün esas gayesi, hesap vermesi gereken kimsenin
kendisinin sorumluluğu gerekip gerekmeyeceği konusunda oya iştirak
etmemesini temindir. Çünkü şahsının ilgili bulunduğu konularda yapılacak
oylamada kişinin bitaraf olamayacağı ihtimalini kanun göz önünde
tutmuştur. Zira bir kişinin kendi aleyhine oy kullanması insan tabiatına
aykırıdır. Böylece, şahsı bakımından oy kullanması kanunen yasak edilmış
bir kişinin vekaleten oy kullanması da mahzurludur… Asaleten oy
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2991
(41) Çelik, a.g.e., 113; Çevik, a.g.e., s.596; Çamoğlu, Sorumluluk, s.204; Aytaç, a.g.e.,s.120-121.
(42) Teoman Ömer, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Oy Hakkından Yoksunluğu, istanbul, Bankacılık
Enstitüsü Yayınları, 1983; Tekinalp (Poroy/ Çamoğlu) , Ortaklıklar, s.571.
kullanması sakıncalı olduğundan kanunen yasaklanan bir kişinin aynı
hakkı vekâleten kullanması da mümkün olmamak gerekir…” (T. 31.1.1975
E.1970/217, K.1975/17)43
Görüldüğü gibi, Yargıtay da baskın görüflü benimsemıştir.
(2). Azınlığın sorumluluk davası açılması talebinde bulunmaması
TTK m. 341, azınlığa sorumluluk davası açılmasını isteme hakkı
tanımaktadır. Söz konusu hükme göre;
“Umumi heyet; idare meclisi azaları aleyhine dava açılmasına karar
verirse yahut dava açılmamasına karar verilip de esas sermayenin en az
onda birini temsil eden pay sahipleri dava açılması reyinde bulunursa
flirket, bu karar veya talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya
mecburdur.” (TTK m.341/1)
Sorumluluk davası açılması halinde bu, ibranın işlevi ve hukuki
niteliğine aykırı olacağından ibra verilmesi söz konusu olamaz44. Aynı sonuç
ibra varsayımı bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla, ibra kararının
alınacağı genel kurulda sorumluluk davası açılmasına yönelik talepte
bulunulmaması, ibra kararı alınabilmesinin şartlarından birini teşkil
eder45.
b. Açık ibra Kararı için Aranan fiartlar:
(1). Genel fiart: Gündemde Madde Yer Alması
Açık ibra kararı alınabilmesi için, gündemde ibraya dair madde
bulunması şarttır. Nitekim TTK m.369’a göre;
“Gündemde gösterilmeyen hususlar müzakere olunmaz.” ( TTK
m.369/son)
TTK 380’de düzenlenen ibra varsayımının gerçekleşmesi için bilançonun,
aksi yönde kayıt konulmadan, onaylanması yeterli olduğundan
bilançonun onaylanması ile ilgili bir maddenin bulunması flüphesiz
yeterlidir. Bu durumda ibranın ayrı bir madde olarak ve açıkça gündemde
yer alması şart değildir. Bu durum, gündeme bağlılık ilkesine aykırılık
oluşturmaz46.
Oysaki açık ibra kararı bakımından hal böyle değildir. Gerçekten de
TTK 380 hükmü, sadece ibra varsayımı bakımından bir istisna öngörmektedir.
Bu istisna, alanı genişletilmek suretiyle açık ibra kararına da sirayet
etmesi sağlanamaz. Zira açık ibra, gündemde ibraya ilişkin bir madde
2992 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(43) Yargıtay’a intikal eden davada, TTK 361/3 gereği, “idare meclisi üyelerinin lehte vekâleten
kullandıkları oyların, alınan karara etkili olmadığı” gerekçesi ile konu tartışılmamıştır.
(44) Aytaç, a.g.e., s.114.
(45) Çelik, a.g.e., s.115; Ansay Tuğrul, Anonim fiirketler Hukuku Dersleri, 3.bs, Ankara, 1970, s.133.
(46) Aytaç, a.g.e., s.111; Çelik, a.g.e., s.117.
bulunması halinde bu maddeye müsteniden alınan ibra kararı şeklinde
tanımlanmaktadır.
(2). Kuruluş işlemlerinin ibrası Bakımından Diğer fiartlar
Kuruluş işlemlerinin ibrasını düzenleyen TTK m. 310 hükmünde, bu
işlemlerin geçerli olabilmesi için iki şart öngörülmüştür:
i. Tescil tarihinden itibaren dört yıllık süre geçmış olmalıdır
Söz konusu hükmün açık düzenlemesine rağmen, ortaklığın tescilinden
itibaren dört yıl geçmeden ilk yönetim kurulu üyeleri sorumluluktan ibra
edilirse, bu işlem geçerli olmaz ve ortaklığı bağlamaz. Sorumlular da, verilen
ibra kararına dayanarak sorumlu olamayacakları iddiasında bulunamazlar
47.
ii. Azınlık karşı çıkmamalıdır
Esas sermayenin onda birini temsil eden pay sahipleri ibra kararına
muhalif iseler, geçerli bir ibra kararından bahsedilemez. (TTK m. 310/2)
c. ibra Varsayımı için Aranan fiartlar:
TTK 380 hükmünde de belirtildiği gibi, geçerli bir ibra varsayımından
söz edebilmek için;
(1). Bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararında aksine bir
kayıt bulunmaması gerekir
(2). Hesap belgelerinin ve genel kurula verilen bilgilerin tam ve doğru
olması gerekir
TTK 369 uyarınca, flirket bilançosu ve kar zarar hesaplarının genel
kurul tarafından onaylanması zorunluluğu mevcuttur ve bu zorunluluk
bilanço ve kar zarar hesaplarında usulsüzlük nedeniyle yapılacak
değişiklikler bakımından dahi söz konusu olmaktadır48.
Hesaplar hem eksiksiz, hem de doğru bir şekilde hazırlanmalıdır49.
Bilançoda eksiklik veya yanlıfllıklar varsa, kararın oy birliği ile alınmış
olması dahi ibra varsayımını gerçekleştirmeye yetmez. Zira aynı doğrultudaki
Yargıtay kararları şu şekildedir:
“Anonim flirketler flirket sözleşmesinde yazılı işletme konusu çerçevesi
dişında işlem yapamazlar, ödemede bulunamazlar. Bu esasa aykırı işlemler
yapılmışsa bunlardan dolayı ilgili görevlilerin geçerli bir ibrası da
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2993
(47) Aytaç, a.g.e., s.106; Çelik, a.g.e., s.121.
(48) Yasaman Hamdi, fiirketler Hukuku ve Sermaye Piyasası Hukuku ile ilgili Makaleler, Mütalaalar,
Bilirkişi Raporları, istanbul, Vedat, 2006, s.99-104.
(49) Yönetim kurulu bilançoyu bizzat düzenlemek zorunda değildir. Üstelik bu, tamamıyla mümkün de
değildir. Dolayısıyla, başka bir organı veya kuruluşu bu işi yapmakla görevlendirebilir. (ki uygulamada
bilançoyu hazırlama görevi genellikle muhasebecilere verilmektedir) Bu halde de, yönetim kurulu üyelerinin,
bilançonun doğru ve eksiksiz düzenlenmemesinden doğan sorumlulukları ortadan kalkmaz. Bkz; Aytaç,
a.g.e., s.88.
düşünülemez. ibra kararının hukuka aykırılığı durumunda bu kararın
toplantıda bulunanların oy birliği ile verilmiş olmasının bir önemi yoktur.”
(11. HD T. 01.07.1964 E.836, K/500)
“TTK’nın 380. maddesi uyarınca; anonim ortaklık genel kurulunca
bilançonun onanması kararında tersi belirtilmedikçe, bu onama flirket
yönetim ve denetim kurullarının ibralarını da içerir. Yeter ki, bilançoda bazı
konuların gizlendiği ya da bilanço, herhangi bir nedenle flirketin gerçek
durumunun paydafllarca görülmesini engeller biçimde, yanliş bir takım
yönleri taşımamış olsun. fiirket zararının dayanağı olarak gösterilen
konuların genel kurulda ayrı ayrı ve gerekli açıklıkla ele alınması
zorunludur. Toplantıya katılanların genel kuruldaki tartışmalar sonucu,
konuyu tüm açıklık ve ayrıntılarıyla öğrendiğinin belirlenmesi halinde,
zimmetten kurtarıp temize çıkarma ve aklama niteliğinde olan gerçek bir
ibranın varlığı söz konusu olur. Gerek anılan yasa hükmü gerekse nesnel
(afaki-objektif) iyiniyet kuralları, ibrayı ancak gerçek durumun olduğu gibi
genel kurulun bilgisine sunulmuş olması halinde olanaklı kılmaktadır.”
(11. HD T. 14.10.1982 E.1982/3596 K. 1982/3884)
Bu iki şartın bir arada bulunması gerektiğinden, bilanço doğru
hususları ihtiva ediyor ve fakat bulunması lazım gelen hususları tam olarak
ihtiva etmiyorsa, ibra varsayımı sadece bilançoda yer alan hususlarla sınırlı
olarak gerçekleflmış kabul edilemez50. Bu durumda geçerli bir ibranın
verilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
fiu halde, bilançonun hangi hallerde eksiksiz ve doğru olduğunun
tespiti önem taşımaktadır. Öncelikle, bilançonun geçerli muhasebe ve usul
esaslarına uygun olarak, bilanço ilkelerinin öngördüğü şekilde hazırlanması
gerekir. Adı geçen ilkeler, TTK 75/1 hükmünde düzenlenmıştir51.
Öte yandan, bilançonun doğru olması ile kast edilen, mutlak olma
değildir. Bir bilançonun mutlak olarak gerçeğe uygunluğundan zaten söz
edilemez52. Bu ilkelerle amaçlanan, mümkün olduğu kadar gerçeğe
yaklaflmaktır53. Bu bakımdan örneğin, bu ilkeye bağlı kalınmak suretiyle bir
miktar faizin masrafa yazılmamış olması halinde yanlıfl bir bilançodan söz
edilemez. Bu düşünceye paralel bir Yargıtay kararı şu şekildedir:
“…Bir işletmenin bilançosunda kesinlik ve hukuki esaslardan ziyade,
bütçe yapıtların yakın ve işletmenin devam ve gelişmesi amacına yönelik
ticari esaslar hâkim bulunmakta, ilgililerin olanaklar elverdiği oranda bir
fikir edinmelerine yardımcı olacak biçimde açıklık ve kolaylığı kapsaması
yeterli görülmektedir.” (11. HD T. 7.12.1975 E.1975/2547, K.1975/41)
2994 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
50) Çelik, a.g.e., s.125; Aytaç, a.g.e.,s.141.
(51) Bu konuda detaylı bilgi için bkz: Tekinalp (Poroy/ Çamoğlu), Ortaklıklar, s.776 vd.
(52) Çelik, a.g.e., s.128.
(53) Aytaç, a.g.e.,s.142.
Bilançonun kabul veya reddi bakımından önem taşımayan ve bu
suretle de bilançonun özüne etki etmeyen nitelikteki bazı eksikliklerin
tamamlanması şartıyla bilançonun onaylanması durumunda da, ibra
varsayımının gerçekleştiği kabul edilmektedir54. Bu düşüncenin aksinin
kabulü, ibra ile öngörülen menfaatler bakımından ne gerekli, ne de
yerindedir.
Bununla birlikte, bilançoda eksiklik bulunmasına karşın, bu eksiklik
kar zarar hesabı, yıllık faaliyet ve denetçi raporu gibi belgelerle, hatta genel
kurulda yapılan sözlü açıklamalarla giderilmış ise, artık bilançonun
eksikliğinden söz edilemez ve dolayısıyla ibra varsayımı gerçekleflmiş olur.
Nitekim TTK m.362’de düzenlenen, pay sahibinin bilgi alma hakkının
kullanılması bakımından bilanço, kar zarar hesabı, yıllık faaliyet raporu ve
denetçi raporlarından oluşan belgeler bir bütün teşkil eder. Fakat belirtmek
gerekir ki; burada pay sahiplerinin yanılmasına neden olacak şekilde gerçek
durumun onlardan saklanmış olması durumu kast edilmektedir. Bunun
ihmal sonucu gerçekleflmış olması da neticeyi değiştirmez. fiu halde; bir
yolsuzluk yapılmış olması durumunda, bu yolsuzluk bilançoda yer almış ve
bilanço yine de onaylanmışsa ibra varsayımı gerçekleflmış olacaktır55.
(3). Denetim organı raporu alınmış olmalıdır
TTK m. 354’e göre;
“Murakıplar her yılsonunda flirketin hal ve durumuna, idare meclisinin
tanzim ettiği bilançoya ve sair hesaplara ve dağıtılmasını teklif ettiği
kazançlara müteallik idare meclisinin vereceği rapor ve sair evrak
hakkındaki mütalaalarını havi olmak üzere umumi heyete bir rapor
vermekle mükelleftir. Böyle bir rapor alınmadan umumi heyet bilanço
hakkında bir karar veremez.”
Görüldüğü gibi, bilançonun karara bağlanabilmesi denetçi raporunun
alınmış olması şartına bağlanmıştır. ibra varsayımının gerçekleşmesi de
bilançonun onaylanması şartına bağlanmış olduğundan şu halde, denetçi
raporunun alınması ibra varsayımının gerçekleşmesi için bir ön şart olarak
görünmektedir56.
C. iBRA KARARININ ALINMASINDA AZINLIĞIN KORUNMASI
1. Azınlığın Bilanço Görüflmelerinin Ertelenmesini isteme Hakkı
Denetçi raporlarına rağmen, genel kurula sunulan bilançoda bazı
flüpheli noktalar bulunabileceği veya bilançonun rahatlıkla anlaşılamayacağı
ihtimalini göz önüne alan kanun koyucu, m. 377’de pay sahiplerine,
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2995
(54) Bu fikirde bkz; Çelik, a.g.e.,s.128; Aytaç, a.g.e., s.143.
(55) Doğanay, a.g.e., s.978; Çelik, a.g.e., s.129.
(56) Çelik, a.g.e., s.131.
henüz bilanço konusunda yeterince aydınlanmamışken bilançoyu
hazırlayan yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılamayacağı
anlamına gelen ibra kararının verilmesini sağlayabilecek olan bilanço
görüflmelerinin ertelenmesini talep etme hakkını tanımıştır. Söz konusu
hükme göre;
“Bilançonun tasdiki hakkındaki müzakere, ekseriyetin veya flirket
sermayesinin onda birine sahip olan azlığın talebi üzerine bir ay sonraya
bırakılır; keyfiyet 368. maddede yazılı olduğu üzere pay sahiplerine bildirilir
ve usulü dairesinde ilan olunur.”
Esas sermayenin onda birini temsil eden azınlığın, bu hakkını hep
birlikte ve oy birliği ile bağımsız bir talep şeklinde ileri sürmesi gerekir57. Bu
talep hakkını ileri sürebilmek için, azınlık bir gerekçe göstermek zorunda da
değ ildir58. Azınlık, “bilançonun anlaşılmayan noktaları var, bunları
incelemek için süre talep ediyorum” dediği an, toplantı ertelenecektir59. Bu
talep karşısında genel kurulun kabul edip etmeme oylaması söz konusu
değildir.
Azınlığın bu talebi üzerine, bilanço görüflmeleri en az bir ay süreyle
ertelenir. Bu bir aylık süre, azınlık lehine tanınmış müktesep hak
niteliğinde asgari süredir; bundan daha kısa bir süre için erteleme
yapılamaz60. ilk toplantının azınlığın talebi ile ertelenmesi, ikinci kez
erteleme yapılmasına engel değildir. Ancak bu halde erteleme yapılabilmesi
için, yönetim kurulundan ilk toplantıda bilançonun belirli noktaları
hakkında açıklama yapılması istenmış ve fakat yeterli açıklamanın ilk
erteleme toplantısında da yapılmamış olması gerekir. (TTK m. 377) Eğer bu
şart gerçekleflmışse, ikinci toplantının ertelenmesini ilk toplantıda talepte
bulunan azınlıktan başka bir azınlık da isteyebilir61. Konuya ilişkin bir
Yargıtay kararı flöyledir:
“Bilançonun onaylanması hakkındaki müzakere çoğunluğun veya
flirket sermayesinin onda birine sahip olan azlığın istemi üzerine bir ay
sonraya bırakılır. Bu ertelemeden sonra müzakerenin ikinci kez
ertelenmesini isteyebilmek için bilançonun itiraza uğrayan noktaları
hakkında gereken açıklamanın yapılmamış olması zorunludur. Eğer
açıklama yapılmışsa, bu açıklamanın erteleme isteyenin nezdinde yeterli ve
tatminkar bulunması gerekmez.” (11. HD T. 12.12.2002 E. 2002/8002 K.
2002/11518)
2996 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(57) Aytaç, a.g.e., s.144.
(58) Poroy (Tekinalp/Çamoğlu), Ortaklıklar, s.435; Çamoğlu, Sorumluluk, s.209; Aytaç, a.g.e., s.144;
Çelik, a.g.e., s.165; Uçar, a.g.e., s.161.
(59) ipekçi Nizam, fiirketler Hukuku ilkeleri: Uygulama Etkinlikleri, 1997, s.171.
(60) Poroy (Tekinalp/Çamoğlu), Ortaklıklar, s.435; Aytaç, a.g.e., s.145; Çelik, a.g.e.,s.166; Uçar, a.g.e.,
s.161.
(61) Poroy (Tekinalp/Çamoğlu), Ortaklıklar, s.435; Çelik, a.g.e., s.166; Aytaç, a.g.e., s.145.
Azınlığın erteleme talebinin kabul edilmeyerek bilanço ve ibra hakkında
karar verilmesi halinde bunun yaptırımı, genel kurul kararının TTK m.381
uyarınca iptal edilebilir olmasıdır62.
2. Azınlığın Yönetim Kurulu Aleyhinde Dava Açılmasını isteme Hakkı
Azınlığa tanınan bu hak, ibra ile doğrudan bağlantılıdır. Çünkü esas
sermayenin onda birini temsil eden azınlık tarafından sorumluluk davası
açılması istendiği takdirde ortaklık dava açmak zorundadır. (TTK m.341) Bu
davanın açılması halinde ise, artık ibra kararı verilmesi söz konusu
olamaz63. Bunun gibi, daha önceden ibra kararı verilmış olması halinde de
artık sorumluluk davası açılamaz. Görülüyor ki, ibra-sorumluluk davası
ilişkisi çift yönlüdür. ibra kararı alındıktan sonra sorumluluk nedeninin
öğrenilmesi durumunda ise, sorumluluk davasının açılabilmesi ibra
kararının iptal veya hükümsüzlüğünün tespit edilmesine bağlıdır64.
Azınlığın sorumluluk davası açılmasını talep etmesi halinde, bu
davanın talep tarihinden itibaren bir ay içinde açılması zorunludur.
Bununla beraber, bir aylık süre hak düşürücü süre değildir65. Azınlık
sorumluluk davası açılması yönündeki talep hakkını bağımsız bir şekilde,
açıkça ileri sürmek durumundadır; yoksa salt olumsuz oy vermesi yeterli
olmaz66. Davanın açılması yönünde oy kullanan pay sahipleri, pay
senetlerini ortaklığın muhtemel zarar ve ziyanına karşı teminat olmak
üzere, davanın sonuna kadar muteber bir bankaya yatırmak zorundadır.
Son olarak şu noktanın belirtilmesinde de fayda bulunmaktadır: TTK
m.341’de tanınan hak, azınlığın dava talebinin ibrayı engellemesidir.
Dolayısıyla, azınlığın talepte bulunmaması halinde dahi, genel kurulun
sorumluluk davası açılması yönünde karar almasına bir engel yoktur. Öte
yandan, sorumluluk davasının reddine ilişkin karar, yönetim kurulu
üyelerinin ibra edildiği anlamına gelmez67.
D. iBRANIN KAPSAMI
1. ibranın Kişisel Kapsamı
ibranın kimleri kapsadığının, ibra kararında açıkça gösterilmış olması
halinde sorun olmamakla beraber, bunun belirtilmemesi hali sorun yaratmaktadı
r. Bu takdirde, TTK 380’in düzenlemesinden de açıkça anlaşıldığı
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2997
(62) Ömer Teoman, Yaflayan Ticaret Hukuku, C.I, S.1, istanbul, Kazancı, 1992, s.128; Poroy
(Tekinalp/Çamoğlu) Ortaklıklar, s.435; Çamoğlu, Sorumluluk, s.209; Aytaç, a.g.e., s.146; Çelik, a.g.e., s.166;
Uçar, a.g.e., s.161.
(63) Aytaç, a.g.e., s.149; Çelik, a.g.e., s.168; Çamoğlu, Sorumluluk, s.212.
(64) Çelik, a.g.e., s.168.
(65) Poroy( Tekinalp/ Çamoğlu), Ortaklıklar, s.434; Aytaç, a.g.e., s.151.
(66) Çamoğlu, Sorumluluk, s.212; Aytaç, a.g.e., s.150; Çelik, a.g.e., s.169.
(67) Çelik; a.g.e., s.169.
gibi, hesapların onaylanması ile organlar değil, bunların üyeleri ibra edilmış
olmaktadır68.
Genel Kurul, ibra kararını bu üyelerin tümünü kapsayacak şekilde
verebileceği gibi her bir üyeyi tek tek de ibra edebilir. Bu halde genel kurul,
ibradan muaf tuttuğu yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası
açma hakkını saklı tutmuş olur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister açık ibra
kararı isterse ibra varsayımı söz konusu olsun, hiçbir çekinceye yer
verilmeden ve bir bütün olarak sunulan ibra kararının, tüm yönetim kurulu
üyelerini kapsadığı kabul edilmektedir69.
2. ibranın Maddi Kapsamı
ibra, herhangi bir şekilde genel kurulun bilgisine ulaflan iş, işlem ve
eylemleri kapsar70. Gerek sunulan bilgilerden, gerekse yapılan açıklamalardan
genel kurulda anlaşılan, öğrenilen veya genel kurulca tanınabilecek
konu ve işlemler ibranın kapsamını çizer. Genel kurulun hiçbir şekilde
bilmediği ve öğrenme imkânı da bulunmayan konu ve işlemler, ibraya dâhil
edilemez. Zira Genel Kurulun bilmediği bir konuda ibra vermesi
düşünülemez71. fiayet vermışse, bu ibra sakatlık tehlikesi ile karşı
karşıyadır. Gerçek anlamda bir ibranın varlığından bahsedebilmek için,
toplantıya katılanların yapılan müzakereler sonucunda konuyu tüm açıklığı
ve en ince ayrıntıları ile öğrenmiş olmaları ve oylarını da bu bilgilere
dayanarak kullanmış olmaları gerekir72. Öte yandan, genel kurula bazı
bilgilerin ulaflmaması halinin kast ya da hatadan kaynaklanmış olmasının
sonucu değiştirmeyeceği belirtilmektedir73. Genel Kurulda görüflülüp
tartışılan hususlarda ise artık zararın bilinmediği iddia edilemez.
Burada “bilanço” teriminin içerisine; kar zarar hesabının yanı sıra yıllık
faaliyet raporu, özel denetçi raporu, yıllık denetim raporu, yönetim ve
denetim kurulu üyeleri ile genel kurula katılan pay sahiplerinin ve diğer
kişilerin açıklamaları vasıtasıyla, yani bilumum şekilde genel kurulun
bilgisi dâhiline girmiş bulunan iş, işlem ve eylemler de girer74. Görüldüğü
gibi burada önemli olan, genel kurulun bilgisine ulaflan her türlü kaynaktır.
2998 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
69) Aytaç, a.g.e., s.81 vd.; Akdağ-Güney, a.g.e., s.229.
(70) Moroğlu, ibra., s.8; Aytaç, a.g.e., s.84; Akdağ- Güney, a.g.e., s.231.
(71) Aytaç, a.g.e., s.84-85; Akdağ-Güney, a.g.e., s.231.
(72) Doğanay, a.g.e., s.982.
(73) Sungurbey ismet, “ Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu ya da Tasfiye Memurlarının ibrasının Hukuki
Niteliği, Kapsamı ve Etkisi Üzerine” Medeni Hukuk Sorunları, C. 2, istanbul, 1974, s.175; Aytaç, a.g.e.,
s.86.Buna karşılık, genel kurula hesap ve bilgi verenlerin tüm ihtimam ve özenine rağmen bilemeyecekleri ve
farkına varamadıkları konularda, genel kurula intikal etmediği gerekçesiyle ibranın geçersiz kılınmasının
haklı olmayacağını ve gizlenen ya da yanlıfl bildirilen konu veya işlemlerin ibra verilmesi açısından bir önemi
yoksa, ibranın geçerli sayılması gerektiği belirtilmektedir.
(74) Moroğlu, ibra, s.8; Aytaç,.a.g.e., s.87 vd.; Akdağ-Güney, a.g.e., s.232.
Ancak pay sahiplerinin ve denetçilerin özel olarak bildikleri ve fakat genel
kurulun bilgisine ulaflmayan bir husus biliniyor kabul edilmez75.
Esasen burada, genel kurulun bilgisine ulaflan işlemlerin ibranın
kapsamını belirlemesi formülü ile anlatılmak istenen, gerek belgelerden
gerekse sözlü açıklamalardan orta yetenekte bir pay sahibinin
anlayabileceği hususlardır76. Yargıtay da konuya ilişkin şu kararında aynı
düşünceyi benimsemıştir:
“ibra, sadece genel kurulun bilgisine sunulan işlemleri içerir. Açıklanmamı
fl ve belgeye dayandırılmamış ve vasat yetenekli bir ortağın anlayamayacağı
konularda ibra yok sayılır. Bütün bu hususlar genel kurulda ortaya
konulup görüflüldükten sonra, yöneticilerin sorumluluk halleri ve ortaklığa
verdikleri zarar açıkça saptanıldığı halde, genel kurulca sorumluluk davası
açılmasına yer olmadığına ve ibraya karar verildiği takdirde, böyle bir ibraya
geçerlilik tanınabilir. Mahkemece, bu özellikleri taşımayan ibra dikkate
alınmaz.” (Y. 11. HD. T. 08.02.1999 E.1998/9079 K.1999/636)
fiu halde, orta yetenekte bir pay sahibinin gerekli ihtimamı göstermesine
rağmen anlayamadığı hususlar ibranın kapsamına dâhil sayılamaz. Bir
başka deyişle bilançodan ve ilgili belgelerden, vasati ehliyeti haiz pay
sahibinin normal bir tetkikle teflhis edebileceği hata ve eksiklikler genel
kurulca görülmemişse, yönetim kurulu üyeleri bu hatalardan ibra edilmış
olurlar77. Hukukumuzda doktrin yazarlarının neredeyse tümü ve Yargıtay
tarafından, ibranın kapsamı hakkında şimdiye kadar yapılan açıklamaların
açık ibra bakımından da aynen kabul edildiği belirtilmektedir78.
3. Kuruluş işlemleri Yönünden ibranın Kapsamı
TTK 310 hükmünde düzenlenen kuruluş işlemlerinden doğan
sorumluluğun ibrasının kişisel kapsamına, hükümde de açıkça belirtildiği
gibi, ilk yönetim kurulu üyeleri, denetçiler ve kurucular dâhildir.
Söz konusu ibranın maddi kapsamını ise, kuruluş işlemleri belirler;
diğer bir deyişle maddi kapsamı yalnızca kuruluş işlemleri ile sınırlıdır79.
Bunun bir sonucu olarak, kuruluş işlemlerinin ibrasının süre yönünden de
kuruluş dönemiyle sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir; kuruluşu aflan
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 2999
(75) Aytaç, a.g.e., s.99-100 ve dpn.123’ te adı geçen yazarlar; Helvacı, a.g.e., s.138; Çamoğlu,
Sorumluluk, s.201-202; Sungurbey, a.g.m., s.175-178.
(76) Moroğlu, ibra, s.8; Sungurbey, a.g.m., s.171; Akdağ-Güney, a.g.e., s.233; Helvacı, a.g.e.,
s.138;Çamoğlu(Poroy/Tekinalp), Ortaklıklar, s.347; Çelik, a.g.e., s.194-195; Aytaç, a.g.e., s. 103.
(77) Doğanay, a.g.e., s.984.
(78) Bkz.; 11.HD. 31.03.1989, E.1989/2527, K.1989/2044 (Akdağ-Güney, a.g.e., s.234); Aytaç, a.g.e.,
s.84 vd.; Akdağ-Güney, a.g.e., s.234-235; Çamoğlu, Sorumluluk, s.216; Helvacı, a.g.e., s.139.
(79) Fakat kuruluş işlemlerinden doğan sorumluluğun ibrası açık ibra kararı olarak
gerçekleştirilebileceğinden bazı kuruluş işlemlerinin kapsam dıflı tutularak ibra kararı verilmesine de bir engel
yoktur.Bkz; Çelik, a.g.e., s.200.
dönemlere ilişkin olarak TTK 310’da öngörülen azınlık hakkının
kullanılması söz konusu olmaz80.
E. iBRA KARARLARININ SAKATLIĞI
ibra kararının sakatlık türlerini iki madde altında toplamak mümkündür:
1. Bunlardan ilki, ibra kararının geçersiz olması halidir. Bu tür ibra
kararları ya baştan itibaren yoktur ya da mutlak butlanla maluldür81. ibra
kararı bakımından da mutlak hükümsüzlük halleri BK m.19 ve 20’de
düzenlendiği gibi konusunun imkânsız olması, sadece pay sahiplerinin
değil aynı zamanda ortaklığın ve üçüncü kişilerin menfaatlerini koruyan
emredici kurallara ve ahlak ve adaba aykırılık şekillerinde tezahür
edebilir82. Bu halde bulunan bir ibra kararı başlangıçtan itibaren hüküm
doğurmaz; ibranın menfi borç ikrarı olma niteliği artık etkisini göstermez.
Üstelik bu karar ortaklığa ve alacaklılara karşı hüküm ifade etmediği gibi,
alınmasında olumlu oy kullanmış olan pay sahiplerine karşı da hüküm
ifade etmez. Dolayısıyla mutlak butlan herkes tarafından ileri sürülebilir83.
Yokluk ise, bir genel kurul kararının geçerli olarak alınabilmesi için
kanun tarafından aranan şartın/şartların bulunmaması halidir. Bu halde
alınan ibra kararı, mevcudiyeti kararın alınması bakımından kurucu unsur
niteliğinde bulunan unsurun eksikliği dolayısıyla yoklukla maluldür.
ibra kararının butlan veya yokluk derecesinde sakat olması
durumunda ilgililer, açacakları bir tespit davası ile hükümsüzlüğü tespit
ettirebilirler ya da açılmış olan bir davada bu durumu def’i olarak ileri
sürebilirler84.
2. Diğer hal ise, alınan ibra kararının iptal edilebilir olmasıdır85. TTK m.
381 çerçevesinde kanuna, ana sözleşmeye veya objektif iyi niyet kurallarına
aykırı bulunan ibra kararlarının iptali istenebilir86. Bu husustaki bir
Yargıtay kararı bu ifadeyi flöyle somutlaştırmaktadır:
3000 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(81) Aytaç, a.g.e., s.182.
(82) Örneğin, genel kurulun yetkili olmayanlar tarafından davet edilmesi halinde alınan ibra
kararı.Daha fazla örnek için bkz.; Çelik, a.g.e., s.209-210.
(83) Çamoğlu, Sorumluluk, s.213; Aytaç, a.g.e., s.189-190; Çelik, a.g.e., s.207 ve dpn 101’ de adı geçen
yazarlar.
(84) Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp), Ortaklıklar, s.347; Helvacı, a.g.e., s.143; Çamoğlu, Sorumluluk, s.213;
Akdağ-Güney, a.g.e., s.237.
(85) Yalnız belirtmek gerekir ki, yönetim kurulu üyesinin iptal davası açabilmesi için. genel kurul
kararının alındığı tarihte flirketin ortağı olması gerekir. (Pulafllı Hasan, fiirketler Hukuku, 6.b.s., Adana,
Karahan Kitabevi, 2007, s.273)
(86) Diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine karşın, üyelerden biri veya birkaçının hiçbir
gerekçe, haklı neden gösterilmeksizin ibra edilmemesi, objektif iyi kurallarına aykırı görülebilir.Bkz.; Moroğlu
Erdoğan, Hukuki Mütalaalar, istanbul, Vedat Kitapçılık, 2007, s.151.
“Bir anonim flirkette görev yapan yönetim kurulu üyeleri ile denetçiler,
yasadan ve ana sözleşmeden doğan bütün görevlerini özenle, tam ve
eksiksiz olarak yerine getirmeleri halinde flirketin görevi de TTK’nın 380.
maddesi uyarınca onları ibra etmek olmalıdır. Zira, böyle bir ibra kararı
onları sorumluluktan kurtaracağı gibi, insiyatif sahibi olması gereken
yöneticilerin her türlü kuşku ve endişeden uzak bir çalıflma ortamı içinde
bulunmalarını da sağlayacaktır. işte böyle bir durumda, yani flirket yönetim
kurulu üyeleri ve denetçilerinin görevlerini layıkı ile yapmış olmalarına
rağmen flirket genel kurulunca hiç bir haklı nedene dayanmaksızın ibra
edilmemeleri veya ibra konusunda bir karar vermekten kaçınılması halinde
artık ortada objektif iyiniyet kurallarına aykırı bir davraniş bulundu-
ğundan, yönetim ve denetim kurulu üyelerine ibra edilmeme kararının
iptali (TTK.381) veya ibra edilmeleri gerektiği konusunda flirket aleyhine
dava açılması olanağının tanınması bir zorunluluk olarak ortaya
çıkmaktadır. Nitekim, Dairemizin yerleflmiş içtihatları da bu yolda
bulunmaktadır.” (11. HD, 7.2.1984 T., E. 1984/252, K. 1984/594)
Ancak belirtmek gerekir ki; mutlak butlan ve yoklukla sakat ibra
kararları dişında kalan ve TTK 381 uyarınca kanuna, ana sözleşmeye veya
objektif iyi niyet kurallarına aykırı olan ibra kararlarının iptali kabildir.
Mantıken de, geçersiz olan veya mevcut olmayan bir kararın iptali söz
konusu olamaz. TTK m. 380 eksik ve hatalı bilançoya dayanan ibra ile
yönetim kurulu üyelerinin geçerli biçimde ibra edilmış olmayacaklarını
öngördüğünden, yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası
açılmak istendiğinde, bu kişilere karşı hükümsüz olan ibra kararının ayrıca
iptal ettirilmesine de gerek yoktur87. Eğer geçersiz bir ibra kararının iptal
edilebileceği kabul edilirse, hem kanunun -TTK m.380/2’de- öngördüğü
geçersizlik yaptırımının bir anlamı kalmaz, hem de süresinde iptal
edilmeyen ve esasen geçersiz olan bir karar iptal edilmemesi sonucu
geçerlik kazanabilir88.
Ancak burada iki önemli nokta vardır. Birincisi; kararın veya kararın
alınmasında kullanılan oyun irade bozukluğu nedeniyle iptali, kendiliğinden
genel kurul kararının da iptali sonucunu haiz değildir. Dolayısıyla bu
durumda, TTK m.381 uyarınca genel kurul kararının iptali istenmelidir.
Yalnız burada BK’da öngörülen bir yıllık süre değil, TTK m.81’de öngörülen
üç aylık hak düşürücü süre uygulama alanı bulur89. ikinci nokta ise, alınan
ibra veya ibra etmeme kararına karşı yönetim kurulu üyelerinin dava hakkı
olup olmadığının saptanması gereğidir90. TTK m.381/bent 3 uyarıca,
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3001
(87) Sungurey, a.g.m., s.173; Aytaç, a.g.e., s.204.
(88) Akdağ-Güney, a.g.e., s.236.
(89) Helvacı, a.g.e., s.143.
(90) Yönetim Kurulunun (kurul olarak) dava hakkı bulunduğu, başkaca bir şarta da yer verilmeden, TTK
m.381/bent 2’ de zaten düzenlenmıştir.
yönetim kurulu üyeleri, kararın infaz edilebilmesi halinde dava hakkına
sahiptir. fiu durumda, alınan ibra veya ibra etmeme kararının infaz
edilebilir olup olmadığının tespiti büyük önem taşımaktadır.
Bu konuda doktrin yazarlarının neredeyse tama yakın yüzdesi ibra ve
ibra etmeme kararlarını infazı mümkün olmayan kararlar olarak
değerlendirmektedir91. Gerçekten de, TTK m.381/bent 3, yönetim kurulu
üyelerinin açacağı iptal davasının dinlenebilmesini, “genel kurul kararının
uygulanmasının davacı olarak kişisel sorumluluklarına yol açabilmesi”
koşuluna bağlı kılmıştır. Öyleyse, genel kurul kararının infazına gerek
bulunmayan hallerde iptal davası dinlenemez. Nitekim ibra ve ibra etmeme
kararlarının infazı söz konusu değildir ki, bu infazdan kaynaklanan bir
sorumluluk meydana gelebilsin92. Kaldı ki, bu kararlar tek başına bir önem
de arz etmezler. ibra etmeme kararı, yalnızca sorumluluk davasının
dinlenebilme koşuludur93. Zira aflağıdaki kararında Yargıtay da görüflünün
aynı yönde olduğunu belli etmektedir:
“Dava, eski yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemelerine ilişkin genel
kurul kararının iptali talebine ilişkindir. Bu kararın tek başına
uygulanabilirliği yoktur. Söz konusu kararlar sorumluluk davasının
dayanağıdır. Bu nedenle haklarında sorumluluk davası açılmadıkça A.fi.
yönetim kurulu üyeleri ibra edilmemelerine ilişkin genel kurul kararlarının
iptalini isteyemezler.” (11. HD T. 12.7.2005 E.2004/10875 K.2005/7564)
fiu halde, ibranın reddi kararına karşı iptal davası açılması, çok da
büyük bir pratik değer taşımaz. iptal davası yerine ibra davası açmak,
yönetim kurulu üyeleri bakımından daha faydalı ve anlamlıdır94.
Ayrıca hemen belirtilmelidir ki, yönetim kurulu üyelerinin ibra kararına
karşı iptal davası açmaları konusunda ellerindeki tek olanak TTK m.381
değildir. irade sakatlığına ilişkin BK m.23 ve devamında yer alan hükümler
de, bir genel kurul kararı olan ibra kararı bakımından uygulama alanı
bulur95. Genel kurulda oy kullanma işlemi bir irade beyanıdır ve oyunu
kullanırken hataya, hileye düşen veya tehdide maruz kalan pay sahibi
oyunu BK’nın ilgili hükümleri uyarınca iptal ettirebilir. Fakat bu halde iptal
edilen, sadece oy olacağından ve genel kurul kararının da ayrıca TTK 381’e
göre iptali gerekeceğinden, bu yola başvurmak çok pratik bir değer taşımaz.
Zira bu halde münferit pay sahibinin oy verme hususundaki irade
3002 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
91) Moroğlu, Hükümsüzlük, s.220; Helvacı, a.g.e., s.144; Eriş, a.g.e., s.2167; Tekil Fahiman, Anonim
fiirketler Hukuku, istanbul, 1993, s.161.
(92) Moroğlu, Hükümsüzlük, s.220.
(93) Moroğlu, Hükümsüzlük, s.221; Helvacı, a.g.e., s.144; Eriş, a.g.e., s.2168.
(94) Aytaç, a.g.e., s.197; Helvacı, a.g.e., s.144; Tekil, a.g.e., s.161.
(95) Çamoğlu, Sorumluluk, s.213; Aytaç, a.g.e., s.190-191; Çelik, a.g.e., s.212; Çamoğlu(Poroy/
Tekinalp), Ortaklıklar, s.348.
bozukluğu yalnızca oyunun karara etkili olması halinde sonuç
doğuracaktır. (TTK m.361/3)96
irade bozukluğu hallerinin başlıcası ve ibra bakımından uygulamada en
sık rastlanılan türü, hatadır. ibra bakımından önem taflıyan hata ise,
temelde hatadır97. ibra kararına temel teşkil eden bir husus, aslında mevcut
değilse temelde hata var demektir ve bu takdirde alınan ibra kararı BK
hükümleri çerçevesinde iptal ettirilebilir. Örneğin; denetçi raporuna
güvenilerek verilen ibra, bu raporda yazılanların yanlişlığı sonradan sabit
olursa, iptal ettirilebilir.
Bununla beraber, irade bozukluklarına dayanmanın önemi ibranın
kapsamı ve TTK m.380/2 hükmü ile bir hayli azalmıştır. Zira ibranın
kapsamı “genel kurulun bilgisine ulaflma” ile sınırlıdır. Yine, TTK
m .3 8 0 / 2’ d e ibrada bazı hususların gizlenmış veya yanliş aktarılmış
olmasını ibranın geçersizliğine sevk etmektedir. Bazı hususlar pay
sahibince biliniyormuşçasına hataen ibra lehinde oy kullanılmış ve ibra
kapsamına alınmış ise hata; bazı hususların genel kuruldan ve ilgili pay
sahibinden gizlenmış olması ise hile çerçevesinde değerlendirilebilir. fiu
halde, denilebilir ki irade bozukluğu hallerinden hata ve hile bizzat TTK’da
düzenlenmıştir98. Dolayısıyla bu konuda BK’nın ilgili hükümlerine
başvurma gereği büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
Son olarak; TTK m.381 çerçevesinde açılacak iptal davası bakımından
yetkili ve görevli mahkeme, ortaklık merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret
mahkemesidir.
F. iBRA TALEBi VE iBRA DAVASI
Yönetim kurulu üyelerinin göreve seçilmeleri ile yönetim kurulu
üyeleriyle ortaklık arasında bir sözleşme ilişkisi doğmuş olmaktadır.
Sözleşme ilişkisinin doğal bir sonucu, genel kurulun yönetim kurulu
üyelerinden görevlerini özenle yerine getirmelerini beklemesi, görevlerini
özenle yerine getiren yönetim kurulu üyelerinin de bunun karşılığında
temize çıkarılmayı talep etmeleridir99.
ibra talebi ve ibra davası, kanunda düzenlenmış olmamakla beraber
doktrin ve uygulamada kabul gören bir müessesedir. Aslında ibra vermekle
yetkili organ genel kurul olmasına rağmen, genel kurulun bu husustaki
yetkileri sınırsız değildir. Gerçekten de hesapları ve bilançoyu tam ve eksiksiz
düzenleyen, yönetim görevini de kusursuz biçimde yürüten yönetim
kurulu üyelerinin ibra edilmemelerinin TTK 381 anlamında da objektif iyi
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3003
(96) Aytaç, a.g.e., s.192.
(97) Çelik, a.g.e., s.213.
(98) Aytaç, a.g.e., s.191.
(99) Aytaç, a.g.e., s.153.
niyet kurallarına aykırı olduğu açıktır ve bu hükme göre iptali de istenebilir
100. ibra talebi ve ibra davasının en önemli gerekçesi, yönetim kurulu
üyelerinin ibra edilmek bakımından menfaatlerinin bulunmasıdır101.
ibranın talep edilebilmesi için, öncelikle ibra için gerekli şartların yerine
getirilmiş olması lazımdır. Bu şartların hukuki dayanağı ise, doğal olarak
yönetim kurulu üyeleri ile ortaklık arasındaki mevcut sözleşmedir102.
Sözleşmeden kaynaklanan sorumluluk bakımından kusur şartı zorunlu
olduğu için, ibra edilecek yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmeleri de
kusursuz olmalarına bağlıdır103.
ibra talebinin ve dolayısıyla ibranın genel kurulca ortada sebep yokken
reddedilmesi veya bu hususta herhangi bir karar verilmemesi, ilgili yönetim
kurulu üyesi/üyelerine bu kez ibra davası açma hakkı verir104. ibra davası
için aranan şartlar da ibra talebi ile aynıdır. Yani yönetimde kusuru
bulunmayan yönetim kurulu üyelerinin ibra davası açma hakkı mevcuttur.
Önceki bölümlerde de açıklandığı üzere, ibranın reddi kararına karşı
ilgili yönetim kurulu üyelerinin TTK m.381’e dayanarak iptal davası açma
hakları da vardır105. Bu durumda ibra davası fazladan ve lüzumsuz bir dava
gibi algılanabilir. Oysa iptal davası ile ibra davası arasında hükümleri
bakımından farklılıklar bulunur. Bir kere, iptal davası neticesinde alınan
hükümle yalnızca genel kurulun ilgili kararı ortadan kalkmakta, buna
karşılık bu karar kendiliğinden ibra kararı yerine geçmemektedir. Bir başka
ifadeyle, ibranın reddinin sonuçları yine ortadan kalkmış değildir. Dahası,
iptal kararından sonra ve iptale rağmen genel kurulun bu defa ibra
yönünde karar alma mecburiyeti olmadığına göre, yönetim kurulu
üyelerinin ibrası yine reddedilirse iptal yoluna gitmenin hiçbir anlamı
kalmaz106. Oysa ibra davası, sanki ibra verilmışçesine sonuç doğurur. fiu
halde, ibra davası hakkının tanınmasında hukuki bir menfaat vardır.
G. iBRANIN HUKUKi SONUÇLARI
1. iBRANIN SORUMLULUK DAVALARINA ETKiSi
TTK m.336’da, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık, alacaklılar ve
münferit pay sahiplerine karşı sorumlu oldukları düzenlenmıştir. Yönetim
kurulu üyeleri esasen ortaklığa karşı sorumlu olmakla beraber, onların
3004 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(100) Çamoğlu, Sorumluluk, s.214.
(101) Bu konuda daha geniş bilgi için bkz.; Aytaç, a.g.e., s.154 vd.
(102) Çamoğlu, Sorumluluk, s.214; Aytaç, a.g.e., s.158.
(103) Çelik, a.g.e., s.236.
(104) Helvacı, a.g.e., s.144; Çelik, a.g.e., s.241; Aytaç, a.g.e., s.174;Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp),
Ortaklıklar, s.249.
(105) ibranın reddi ile birlikte sorumluluk davası kendiliğinden açılmış olmaz. Bkz.; Akdağ-Güney,
a.g.e., s.241.
(106) Aytaç, a.g.e., s.174; Çelik, a.g.e., s.241.
ortaklık malvarlığını kötüleştiren fiilleri pay sahiplerinin ve alacaklıların
dolaylı olarak zarara uğramasına sebep olur. Yani ortaklık bakımından
doğrudan zarar doğuran davranişlar, pay sahipleri ve alacaklılar
bakımından dolayısıyla zarar teşkil eder107. Çünkü ortaklığa yönelen her
zarar, hisseleri oranında pay sahiplerinin malvarlığında da eksilme
meydana getirir. Buna karşılık, ortaklık malvarlığına karşı vuku bulan her
zarar alacaklının da zarar gördüğünün kabulü gerektirmez. Pay sahipleri ile
alacaklıların dava hakları bu bakımdan ayrıflmaktadır108.
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna istinaden, TTK m.340’ın TTK
m.309’a yaptığı yollama ile pay sahipleri ve alacaklılara, ortaklıktan ayrı
olarak, bağımsız bir dava hakkı tanınmıştır. Ancak bu dava pay sahipleri
veya alacaklılar tarafından açılmakla beraber, tazminat ortaklığa ödenir109.
Öte yandan, yönetim kurulu üyelerinin hareketleri ortaklığa herhangi
bir zarar vermeksizin yalnızca pay sahiplerine veya alacaklılara zarar
vermış de olabilir. Bu durumda ortaklığın zarara maruz kalıp kalmadığı
hiçbir önem taşımaz; pay sahipleri ve alacaklıların bu halde uğramış
oldukları zararlar doğrudan zarar niteliğindedir. Bu zararlar dolayısıyla
açacakları sorumluluk davasında ise pay sahipleri veya alacaklılar,
tazminatın ortaklığa değil, kendilerine verilmesini talep ederler110.
Dolayısıyla ve doğrudan zararlara müsteniden açılacak sorumluluk
davalarında yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararın yukarıda
belirtilen üç gruba etki edip etmeyeceği veya ne yönde etki edeceği
önemlidir.
a. Ortaklığın Dava Hakkına Etkisi
Bu hususta TTK’da açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, ibranın
ortaklığın dava hakkına etkisi yolunda bir sonuca varmak için ibranın
hukuki niteliği yol göstericidir. “ibranın hukuki niteliği” başlıklı bölümde de
açıklandığı gibi, hukukumuzda ibra menfi bir borç ikrarını ihtiva eder. Bu
ikrarı ile ortaklık, yönetim kurulu üyelerine karşı mevcut veya muhtemel
tazminat talebinden feragat ettiğini ve artık sorumluluk davası
açmayacağını beyan etmış olur. fiu halde, açık ibra ya da ibra varsayımı
olduğuna da bakılmaksızın ortaklık, verdiği geçerli bir ibra neticesinde söz
konusu döneme ait işlem ve faaliyetler için sorumluluk davası açamaz.
fiayet ortaklık sorumluluk davası açmış ise, yönetim kurulu üyeleri ibra
edildikleri defini ileri sürebilirler111.
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3005
(107) Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp), Ortaklıklar, s.342; Akdağ-Güney, a.g.e., s.241.
(108) Çelik, a.g.e., s.255.
(109) Çamoğlu,(Poroy/Tekinalp), Ortaklıklar, s.342; Teoman, Yaflayan Ticaret Hukuku, s.133.
(110) Çamoğlu ( Porot/Tekinalp), a.g.e., s.343.
(111) Akdağ-Güney, a.g.e., s.242.
b. Pay Sahiplerinin Dava Hakkına Etkisi
(1). Dolayısıyla zararlar nedeniyle açılacak davalarda:
TTK’da ibra kararının pay sahiplerinin dolayısıyla zararları nedeniyle
açacakları sorumluluk davalarına etkisi hükme bağlanmamıştır. Bunun
sonucu olarak da mesele Türk doktrininde tartışılmaktadır. Bir görüfl112,
ortakların dava hakkının bağımsız ve ikincil nitelikte olmayan bir dava
hakkı olmasından bahisle ibra kararının, ortakların uğradıkları dolayısıyla
zararlara dayanan dava haklarını ortadan kaldırmayacağını ileri sürerken;
diğer görüfl113 ibra kararının ortakların dolayısıyla zararlarından
kaynaklanan sorumluluk davası açma haklarını ortadan kaldırdığını
savunmaktadır.
Fikrimce; ibra kararının ortakların dolayısıyla uğradıkları zararlardan
kaynaklanan sorumluluk davası açma haklarını sona erdirmediğini
savunan birinci görüfle ağırlık vermek gerekir. Gerçekten de ibra kararı ile
ortaklık kendi hakkı üzerinde tasarruf ederek, kendi iradesi ile yine
kendisinin mevcut veya muhtemel tazminat alacağından vazgeçmektedir.
Diğer yandan ortaklık mevcudunda meydana gelen her eksilmenin
ortakların menfaatlerini de etkileyeceği göz önüne alındığında görülmektedir
ki, TTK 309 hükmünün ratio legisi, sorumluluk davasının ortaklık
tarafından açılmaması halinde münferit ortaklar tarafından bu amaca
ulaşılmasıdır. Bu düşüncenin kabulünün hem bir sonucu hem de gerekçesi
sayılan, ortakların dava hakkının ortaklığın dava hakkından bağımsız ve
şahsi bir dava hakkı olması gerçeği de TTK m.379 hükmünün, bu nitelikteki
sorumluluk davasını etkilemeyeceğini doğrular. Buna karşılık, TTK
m.309’da açıkça düzenlendiği gibi, hükmolunacak tazminat ortaklığa
verilir. Nihayet, yönetim kurulu üyelerinin genel kurulda ibra edilmemeleri
halinde, ortaklık onlar aleyhine dava açabileceğinden pay sahiplerinin (ve
alacaklıların) dava açmasına zaten lüzum yoktur. Bu nedenle TTK 336’nın
getirdiği düzenleme esasen genel kurulca ibra kararı verilmeyen hallerde
önem kazanır. Eğer kanun koyucu bunun aksini amaçlasaydı, sorumluluk
davası açma hakkını sadece genel kurula bırakır ve dava açabilecek kişiler
arasında münferit pay sahiplerine (ve alacaklılara) yer vermezdi114.
(2). Doğrudan zararlar nedeniyle açılacak davalarda:
Yönetim kurulu üyelerinin yaptıkları işlemler sonucu pay sahiplerinin
doğrudan uğradıkları zararlar ile ortaklığın zararı arasında zorunlu bir bağ
3006 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(112) Bkz.; Aytaç, a.g.e., s.212-213; Çamoğlu, Sorumluluk, s.219-221; Helvacı, a.g.e., s.146; Domaniç
Hayri, Anonim fiirketler Hukuku ve Uygulaması TTK fierhi, C.2, istanbul, 1988, s.874; Çamoğlu(Poroy/
Tekinalp), Ortaklıklar, s.350-352; Eriş, a.g.e., s.2169; Akdağ-Güney, a.g.e., s.242.
(113) Arslanlı Halil, Anonim fiirketler, Anonim fiirketin Organizasyonu ve Tahviller, C. II-III, istanbul,
1960, s.185; Ansay Tuğrul, Anonim fiirketler Hukuku, 6.b.s.,Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma
Enstitüsü, s.141; Çelik, a.g.e. s.260 ve s.257, dpn.107’ de adı geçen yazarlar.
(114) Akdağ-Güney, a.g.e., s.244.
bulunmaması sebebiyle pay sahiplerinin dava hakkı ortaklığın dava
hakkından tümüyle bağımsızdır ve bunun sonucu olarak da ortaklıkça
alınan ibra kararı pay sahiplerinin bağımsız nitelikteki bu dava hakkını
etkilemez115.
c. Alacaklıların Dava Hakkına Etkisi
(1).Dolayısıyla zararlar nedeniyle açılacak davalarda:
ibra kararının, alacaklıların uğradıkları dolayısıyla zararlar nedeniyle
açacakları sorumluluk davalarına etkisi hususunda da TTK’da bir hüküm
mevcut değildir. Bununla beraber ibra kararının, ortaklığın alacaklılarının
dolayısıyla zararlarına dayanan dava hakkı üzerinde bir etkisi bulunmadığı
Türk doktrininde ağırlıklı olarak kabul edilmektedir116.
Zira pay sahiplerinin bu bakımdan sahip oldukları dava hakkı ile
alacaklıların sahip oldukları dava hakkı arasında bir nitelik farkı mevcut
değildir. Pay sahiplerinin genel kurulun bir üyesi olması ve alacaklıların
genel kurul dişında bulunması sonucu değiştirmez. Hatta alacaklıların
dava hakkının ibra kararından etkilenmemesi, pay sahibinin dava hakkına
nazaran daha önceliklidir117.
Fikrimce de, alacaklıların dava hakkı üzerinde ibra kararının etkili
olmayacağının kabulü gerekir. Gerçekten de ortaklık, almış olduğu ibra
kararı ile ancak kendi alanına giren bir tasarrufta bulunabilir ve zarara
katlanmak isteyebilir. Fakat ortaklık karşısında tamamen üçüncü kişi
konumunda bulunan alacaklıların hakları, ortaklığın almış olduğu bir
kararla haleldar edilmemek gerekir. Nitekim, TTK 309 düzenlemesine göre,
alacaklıların sahip oldukları dava hakkı da ortakların dava hakkı gibi
bağımsız ve ikincil nitelikte olmayan bir dava hakkıdır.
(2). Doğrudan uğradıkları zararlar nedeniyle açılacak davalarda:
Bu mesele de aynen pay sahiplerinin bu bakımdan sahip oldukları dava
hakkı üzerinde ibranın etkisinde olduğu gibi çözümlenmektedir. Yani,
alacaklılar ile ortaklığın dava hakları arasında zorunlu bir bağlantı yoktur.
Alacaklıların bu konuda sahip oldukları dava hakkı da ortaklığın dava
hakkından tamamen bağımsızdır. Zira doğrudan zararlar nedeniyle
açılacak davalarda alacaklılar bakımından da ibranın etkisi bulunmayacağı
hususunda doktrinde bir tereddüt bulunmamaktadır118.
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3007
(115) Aytaç, a.g.e., s.208; Ansay, Afi Hukuku Dersleri, s.133; Çamoğlu, Sorumluluk, s.222-223;
Arslanlı, a.g.e. , s.186; Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp), Ortaklıklar, s.353; Çevik, a.g.e., s.602; Çelik, a.g.e., s.263;
Akdağ-Güney, a.g.e., s.242.
(116) Çamoğlu, Sorumluluk, s.220; Aytaç, a.g.e., s.221; Helvacı, a.g.e., s.146; Çamoğlu(Poroy/
Tekinalp), Ortaklıklar, s.352; Eriş, a.g.e., s.2170; Çevik, a.g.e., s.603; Akdağ-Güney, a.g.e., s.243.Karşı
görüflte, bkz.; Çelik, a.g.e., s.262-263.
(117) Çamoğlu, Sorumluluk, s.222.
(118) Çamoğlu, Sorumluluk, s.222-223; Arslanlı, a.g.e., s.186; Aytaç, a.g.e., s.218; Ansay, Afi Hukuku
2. iBRANIN TEMiNAT OLARAK YATIRILAN PAYLARA ETKiSi
TTK m.313’e göre;
“idare meclisi azalarından her biri, itibari kıymetleri esas sermayenin
en az yüzde birine muadil miktarda hisse senetlerini flirkete tevdie
mecburdur. fiu kadar ki; esas sermayenin yüzde biri 5.000 lirayı aflarsa
fazlasının tevdii mecburi değildir. Tevdi olunan hisse senetleri azanın
umumi heyetçe ibrasına kadar vazifesinden doğan mesuliyete karşı
merhum hükmünde olup başkalarına devrolunamaz ve flirketten geri
alınamaz.”
Görüldüğü gibi, TTK m.313’te yönetim kurulu üyeliğine seçilen kişilerin
görevlerinden doğan sorumluluğa karşı ortaklığa teminat yatırmaları
öngörülmüştür. Aynı hükümde ayrıca, yatırılan pay senetlerinin üyenin
genel kurul tarafından ibrasına kadar başkalarına devrolunamayacağı ve
ortaklıktan geri alınamayacağı da düzenlenmıştir. fiu halde, söz konusu
hükmün mefhum-u muhalifinden çıkan anlam, ibradan sonra devir ve geri
alma yasağının sona ereceğidir.
III. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
GÜNDEMDEKi TTK TASARISININ119 ANONiM ORTAKLIK YÖNETiM
KURULU ÜYELERiNiN iBRASI KONUSUNDA GETiRDiĞi DÜZENLEME
A. ANONiM ORTAKLIKTA iBRA SONUCUNU DOĞURMAYA YÖNELEN
HUKUKi VASITALAR
1. Açık ibra Kararı Düzenlemesi
6762 sayılı TTK’da açıkça düzenlenmemış olan açık ibra, TTK
Tasarısında yerini almıştır120. fiöyle ki;
a. Genel kurulun görev ve yetkilerinin düzenlendiği ve devredilemez
görev ve yetkilerinin sayıldığı m.408/ 2-b’de;
“Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, sürelerinin ve ücretlerinin
belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları”
b. Toplantıların düzenlendiği m.409/1’de;
“Genel kurullar olağan ve olağan üstü toplanır. Olağan toplantı her
faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Bu toplantılarda
organların seçimi, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna,
3008 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
Dersleri, s.133; Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp), Ortaklıklar, s.353; Eriş, a.g.e., s.2170; Akdağ-Güney, a.g.e., s.243;
Çelik, a.g.e., s.263.
(119) 09.11.2005 tarihinde TBMM Başkanlığı’ na sunulan TTK Tasarısı.
(120) Çelik, a.g.e., s.51, dpn.196.
karın kullanım şekline, dağıtılacak kar ve kazanç paylarının oranlarının
belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini
ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar
alınır.” şeklindeki düzenlemelere yer verilmek suretiyle, mevcut TTK’da
doğrudan düzenlenmemiş olan ve fakat dolaylı olarak düzenlendiği kabul
edilen açık ibra kararına yer verilmıştir. fiu halde, artık mevcut düzenlemeden
farklı olarak “ibra” denildiğinde akla gelecek olan, sadece ibra varsayımı
olmayacaktır. Yine bu düzenleme karşısında bundan böyle açık ibra
kararının varlığına delalet eden emarelere başvurma gereksinimi de ortadan
kalkmış olmaktadır.
Açık ibra -mevcut TTK düzenlemesi incelenirken de belirtildiği gibigenel
kurul gündeminde ibraya ilişkin bir madde bulunması halinde bu
maddeye müsteniden verilen ibra kararıdır. Tasarı düzenlemesinde, bu açık
gündem maddesinin bir kolonu, genel kurul olağan toplantılarında hangi
konuların müzakere edileceğine ilişkin m.409/1 hükmü; diğer kolonu ise
genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yönetim kurulu üyelerinin
ibralarının da sayıldığı m.408/2-b hükmüdür.
Yine genel kurul, açık ibra kararında yönetim kurulu üyelerini ibra edip
etmediğini belirtmek durumundadır. Genel kurul gündeminde ibraya ilişkin
madde bulunması, flüphesiz ki genel kurulun yönetim kurulu üyeleri
lehinde ibra kararı vereceği anlamına gelmez. Nitekim açık ibrada genel
kurul geniş bir serbestîye sahiptir. Dolayısıyla açık ibra kararının tüm
üyelerine ve onların ilgili dönemdeki tüm işlemlerine yönelik genel ibra
şeklinde verilmesinin yanı sıra konu, zaman veya kişi bakımından alanı
sınırlandırılarak özel ibra şeklinde verilebilmesi, tasarı sistemi açısından da
olanaklıdır121.
Mevcut TTK’ya bu hususta yöneltilen eleştiriler ve doktrindeki görüfller
dikkate alındığında, Tasarı sisteminde açık ibranın düzenlenmesi yerinde
olmuştur. Çünkü;
Birincisi, borçlar hukuku alanında geçerli olan irade serbestliği ilkesi
gereğince ve BK.19-20 sınırları içerisinde kalmak kaydıyla genel kurulun
doğrudan ibra kararı verebilmesi zaten mümkündür. Bu sonucun hiçbir
şekilde aksi kabul edilemeyeceğine göre, aynı içeriğe sahip açık bir
düzenlemenin Borçlar Kanunu’nun cüz’ü niteliğindeki Ticaret Kanunu’na
alınmaması, doktrinin bu boflluğu doldurma işini yüklenmesinden başka
bir fley sağlamaz. Zira TTK’da bu içerikte bir hükme yer verilmemesi, bize
göre, bilinçli olarak istenen bir sonuç da değildir.
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3009
(121) Bu konuda daha geniş bilgi için bkz.; ikinci Bölüm, s.5-6.Tasarı m.409/1’ e göre toplanacak
olağan genel kurul toplantısında alınacak ibra kararı kural olarak “genel ibra” niteliğinde olmakla birlikte
genel kurulun, iradesini özel ibra şeklinde aksettirmesine bir engel yoktur.
ikincisi, ortaklık ile yönetim kurulu üyeleri arasında, ortaklık ile
yönetim kurulu organı arasındaki ilişkiden müstakil bir sözleşme ilişkisi
bulunduğundan, ibra edilme hakkı da bu sözleşmeden doğan şahsi bir
haktır122. Bu sözleşme ilişkisinde ortaklığın yönetim kurulu üyelerinden
görevlerini tam olarak yerine getirmelerini isteme hakkı bulunduğu kadar,
sorumluluklarını eksiksiz ifa eden üyelerin de ortaklık tarafından
borçlarından kurtarılmayı talep etme hakları vardır. fiu halde, sorumluları
borçtan kurtarmak isteyen genel kurulun bu yöndeki iradesini açıkça
ortaya koyabilmesine imkân tanımak gerekir. Bu sonucun açık irade beyanı
yoluna yer verilmeyerek sadece belirli şartlarla birtakım hesapların
onanması yoluyla sağlanmasının ise haklı bir sebebi olamaz. Kaldı ki,
ortaklığın menfaatlerini her halde gözetecek olan genel kurul açık ibra
kararını dahi hesapların ve bilançonun eksiksiz olduğunu tetkik ettikten ve
yönetim kurulu üyelerinin sorumluluktan kurtarılmayı hak ettikleri
kanısına vardıktan sonra verecektir.
2. ibra Varsayımı Düzenlemesi
Tasarıda, mevcut TTK’nın ibra varsayımını düzenleyen 380. maddesine
karşılık gelen iki madde bulunmaktadır. Bunlardan biri söz konusu hükmü
neredeyse aynen tekrarlayan “ibra” kenar başlıklı 424. madde, diğeri ise bu
hükmü kısmen karşılayan “ibranın etkisi” kenar başlıklı 558/2 hükmüdür.
Tasarı m.424’e göre;
“Bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı, aksine açıklık
bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve
denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Bununla beraber, bilançoda bazı
hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse veya bilanço flirketin gerçek
durumunun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa ve bu
hususta bilinçli hareket edilmışse onama ibra etkisini doğurmaz.”
Maddenin ifadesinden de açıkça anlaşıldığı gibi, ibra varsayımını
yaratan TTK 380 hükmü küçük bir farkla aynen Tasarıya alınmıştır. Bu
fark, bilançoda flirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak bazı
hususların yer alması ihtimalinde, bu sonucun bilinçli şekilde hareket
edilerek sağlanmış olmasıdır. Yani TTK sisteminde ibra varsayımının
geçersiz sayılmasını gerektiren haller varlığını sürdürmekle beraber
bunlardan “bilançoda flirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak
bazı hususların bulunması” halinin ibra varsayımının geçersizliği
sonucunu doğurması -TTK sisteminden farklı olarak- ancak bu durumun
bilinçli olarak yaratılmasına bağlanmıştır.
Tasarıda bilançonun gerçeği yansıtmadığı durumlarda bilinçli hareket
edilmış olması koşuluna yer verildiğine göre, bilançoyu düzenleyenler eğer
3010 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(122) Çamoğlu, Sorumluluk, s.199; Çelik, a.g.e., s.80-81.
bilinçli hareket etmemış ve fakat sonuçta bilanço gerçeği yansıtmayan bazı
hususları içermekteyse, aksine açıklık taşımayan bilançonun tasdikine
ilişkin karar, yönetim kurulu üyelerinin ibrasını gerçekleştirmeye
yetecektir123.
Yukarıda konuyu kısmen düzenlediği belirtilen m.558/2 hükmü ise
daha ziyade ibranın maddi kapsamı ile ilgili olduğundan, söz konusu başlık
altında incelenecektir. Ancak bilindiği gibi, mevcut TTK düzenlemesinde de
ibranın kapsamına açıkça yer veren bir hüküm bulunmamakla beraber ibra
varsayımının düzenlendiği TTK m.380’den, ibranın sadece genel kurulun
bilgisine ulaflan iş, işlem ve eylemleri kapsadığı anlaşılmakta ve kabul
edilmektedir. Oysa Tasarı m.558/2 ile bu hususa dair açık bir düzenleme
getirilmiştir. Bu nedenle de bu hüküm kısmen TTK m.380’i karşılamaktadı
r.
B. iBRA KARARININ ALINMASI
1. ibra Kararını Almaya Yetkili Organ
Genel kurulun görev ve yetkilerinin düzenlendiği maddede (m.408) “ibra
hakkında karar verme” yetkisinin de düzenlenmesi, Tasarı ile getirilen bir
yeniliktir. Bununla birlikte mevcut sistemimizde de, ibra sonucunu
doğuran bilançonun onaylanması işleminin genel kurulca gerçekleştirilmesinden
hareketle ibra hususunda karar verme yetkisinin genel kurula ait
olduğu sonucuna varılmaktadır124. Kaldı ki kanun genelinde ibra kararının
genel kurul dişında bir organ tarafından alınabileceği kanısına varılmasını
gerektiren başkaca bir hüküm de mevcut değildir.
2. ibra Kararının Alınması için Gerekli fiartlar
Genel Kurul kararlarının alınması bakımından geçerli olan nisap
hususunda TTK m.372 ve m.378/1 hükümleri korunarak Tasarıya
alınmıştır (Tasarı m.418).Dolayısıyla bir genel kurul kararı olan ibra için
gerekli olan toplantı ve karar yetersayısı konusunda bir değişiklik yoktur125.
a. Hem Açık ibra Kararı Hem de ibra Varsayımı için Aranan Ortak
fiartlar:
(1). Oy hakkıyla ilgili sınırlamalara riayet edilmesine ilişkin düzenleme
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3011
(123) Keza maddenin gerekçesinde, peçelemenin bilinçsiz bir şekilde de yapılmış olabileceği veya
bilançoya konulan bir kalemin mesela karşılık amacını aflan bir şekilde gerçek durumun görülmesine engel
olabileceği; bu hallerin ibraya engel olmaması gerektiği ve “bilinç” sözcüğünün “kast” sözcüğünden kaçınmak
amacıyla konulduğu belirtilmektedir. Bkz.; (çevrimiçi)http://www.2.tbmm,gov.tr/d23/1/1-0324.pdf , s.146,
16.05.2009.
(124) Genel kurul oybirliğiyle bile olsa, karar alıp bilançonun ve kar zarar hesabının onaylanması
yetkisini bir başka organa veya flirket dişından bir başka kurum ya da kuruluşa devredemez; böyle bir işlem
emredici hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle batıldır.Bkz.; Yasaman, a.g.e., s.101 Ayrıca bkz:
Y.11.HD.26.01.1988T., E.7318 K.287.
(125) Bu konuda bkz.; ikinci Bölüm, s.9.
i. Tasarıda, TTK m.374/2 hükmü ile aynı içerikte oy hakkından
yoksunluğa ilişkin bir düzenlemeye yer verilmesi geleneği korunmuştur.
Zira Tasarı m.436/2, mevcut TTK m.374/2’nin tekrarı niteliğindedir. Söz
konusu hükme göre;
“fiirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz
kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda
kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.”
Görüldüğü gibi, flirket yönetimine herhangi bir suretle iştirak edenler,
yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy hakkından mahrumdur. Bu düzenleme
sayesinde, mevcut TTK’da olduğu gibi, yönetim kurulu üyelerinin
birbirlerinin ibralarında oy kullanamama uygulaması devam edecektir.
ii. Diğer taraftan, TTK m.374/1’e karşılık gelen Tasarı m.436/1’e bazı
ilaveler yapılmıştır. Buna göre;
“Pay sahibi kendisi, karı veya kocası, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı
oldukları flahıs flirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye flirketleri ile
flirket arasındaki kişisel nitelikteki bir işe veya işleme veya herhangi bir
yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy
kullanamaz.”
Madde metninden de anlaşıldığı gibi, oydan yoksunluğa sebebiyet veren
hallere pay sahibinin, karı veya kocasının, alt ve üstsoyunun ortağı
oldukları flahıs flirketleri ile hâkimiyetleri altındaki sermaye flirketleri dâhil
edilmış ve fakat mevcut TTK’da da esas alınan “şahsi iş” kıstası, niteliğinde
bir değişim olmaksızın korunmuştur. Burada sözü edilen “hâkimiyet
altında bulunma” kavramının ise, içtihat yolu açık olmak üzere
195.maddenin kıyas yoluyla uygulanması suretiyle belirlenebileceği madde
gerekçesinde belirtilmektedir126.
Yine aynı fıkra çerçevesinde getirilen bir diğer yenilik, mevcut
düzenlemede sadece “iş” deyimine yer verilmesine karşılık, Tasarıya “kişisel
nitelikte işlem” ve “hakemdeki dava” kavramlarının da dâhil edilerek oydan
yoksunluğun kapsamının genişletilmış olmasıdır127.
iii. Tasarıda oy hakkıyla ilgili olarak bir düzenleme daha mevcuttur.
Yalnız bu düzenleme, yukarıda (i) ve (ii) başlıkları altında belirtilenlerden
farklı olarak mevcut TTK’da bulunmayıp ilk kez Tasarıda yerini almıştır. Bu
hüküm oyda imtiyazlı payları düzenlenmış ve oyda imtiyazın kullanılama-
3012 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(126) Söz konusu 195. madde ise, hâkimiyetin doğrudan olabileceği gibi dolaylı olabileceğini de
belirtmektedir. Ancak bu maddede de, “hâkimiyet” kavramı hususunda geliştirilecek içtihatlara önemli rol
yüklenmıştir.
(127) Hukuki uyuşmazlık kavramına eda, tespit, yenilik doğuran nitelikteki davaların yanı sıra ihtiyati
tedbir, haciz gibi cebri icra önlemleri de dahildir. Feragat, sulh, kabul, avukata talimat verilmesi gibi usul
işlemlerinin ortaklık vekilinin yerine getirebilmesi için genel kurulda karar alınması gerektiğine göre, bu
kararlarda da oydan yoksunluk söz konusu olur.Aynı şekilde, tahkim yoluyla görülecek uyuşmazlıklara
ilişkin kararlarda da oydan yoksunluk hali mevcuttur. (Teoman, Oydan Yoksunluk, s.105)
yacağı kararlar arasında “ibra ve sorumluluk davası açılması”na yer
vermıştir. Söz konusu m. 479/3 hükmüne göre;
“Oyda imtiyaz aflağıdaki kararlarda kullanılamaz:
a. Esas sözleşme değişkliği
b. işlem denetçilerinin seçimi
c. ibra ve sorumluluk davası açılması”
Bu durumda ibra kararının alınmasında oyda imtiyaz söz konusu
olamayacağı gibi ibranın reddine karar verilip ardından sorumluluk davası
açılması kararının alınmasında da oylara imtiyaz tanınması mümkün
değildir. Görüldüğü gibi bu yasağın iki ucu vardır. Bir kez daha belirtmek
gerekir ki, ibranın reddi kararı kendiliğinden sorumluluk davası açılmasına
karar verilmesi sonucunu doğurmaz.
Oydan yoksunluğa ilişkin yeni düzenleme olan Tasarı m.479/3 ile oyda
imtiyazlı paylarda ibra bakımından imtiyazın kullanılmasının yasaklanması,
Tasarı gerekçesinde de ifade edildiği gibi, sadece önem kriterine göre
değil aynı zamanda oyda imtiyazın hâkimiyet kurulması aracı olarak
kullanılmasına engel olmak amacına yöneldiğinden bu hususun kanunda
açıkça düzenlenmesi yine ibra ve ortaklık menfaatleri bakımından son
derece olumlu olmuştur. Çünkü oyda imtiyaz, imtiyaz tanınan flahıslara
genel kurul kararları yoluyla ortaklık yönetiminde daha etkin rol oynama
imkânı verir. ibra kararlarında bu şekilde bir imtiyazın varlığını kabul
etmek ise imtiyazlı pay sahipleri lehine baskı aracı yaratılmasının önünü
açabilir. Esasen bu düzenleme kanunda yer almasaydı da ana sözleşmede
imtiyaza sınırlama konulabilir ve yine ibra hususunda oyda imtiyaz hakkı
kaldırılabilirdi. Fakat bunun ana sözleşmeye bırakılmadan kanunun
emredici hükmü ile sınırlanması bu yasağı daha sağlam kılmaktadır.
iv. Aslında Tasarıda açıkça yer alan, ibra konusunda oy hakkıyla ilgili
düzenlemeler bunlardan ibarettir. Fakat konuyu dolaylı olarak ilgilendiren
bir noktaya daha değinmek gerekir. fiöyle ki;
Tasarı sisteminde tek pay sahipli anonim ortaklığa imkân
tanınmaktadır. (Tasarı m.359) Bu durumda ibranın nasıl gerçekleştirileceği
veya bunun mümkün olup olmadığının saptanması gerekir. Bu konuyla
ilgili olarak bütün ortakların yönetim kurulu üyesi olduğu bir anonim
ortaklıkta ibra kararı alınamayacağı açıktır. Zira bu durumda ibra kararı
alınmasını zorunlu kılan bir ihtiyaç da yoktur. Çünkü bu halde yönetim
kurulu üyelerinin hesap vermekle yükümlü oldukları tek makam yine
kendileridir; kendileri dişında herhangi bir pay sahibine hesap vermek
zorunda değildirler128. Üstelik bu durumda ibra kararı alınması yönetim
kurulu üyelerine pratik bir yarar da sağlamaz. Dahası, ibra sadece
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3013
(128) Çamoğlu, a.g.e.,s.205; Aytaç, a.g.e., s.126.
ortaklığın dava hakkını düşürür, kural olarak ortakların ve alacaklıların
dava hakkına tesir etmez. TTK 374/2’nin ( Tasarı m.436/2) bu halde ibra
kararı alınmasına engel teşkil edeceği de bir diğer gerçektir. Buna karşılık,
pay sahiplerinin tümünün değil de, çoğunluğunun yönetim kurulu üyesi
olması halinde ibra kararı alınmasına engel olmadığı gibi, bu bir anlam da
taflır129. Çünkü bu durumda yönetim kurulu üyeleri dişında kalan tek pay
sahibi, geçerli bir ibra için pratik menfaat zeminini sağlayabilir.
(2). TTK’da yer alan azınlığın sorumluluk davası açılması talebinde
bulunmaması şartının Tasarıda düzenlenme şekli:
TTK m.341 ile azınlığa tanınan bu hakkın kullanılmasının ibra kararı
alınmasına engel olacağı ilgili bölümde açıklanmıştı. Buna karşılık Tasarı
düzenlemesinde TTK m.341 aynen korunmamış ve bu imkân sadece
kuruluş ve sermaye artırımından doğan sorumlulukla sınırlı hale
getirilmiştir (Tasarı m.559)130. Bu itibarla söz konusu husus artık kuruluş
ve sermaye artırımından doğan sorumluluk dıflında ibra kararı alınabilmesi
için gereken şartlardan birini teşkil etmemektedir. Bu durum, azınlık ve
egemen pay sahipleri arasındaki mevcut dengeyi azınlık aleyhine
bozabilecek nitelikte olması dolayısıyla sakıncalı görünmektedir131.
b. Kuruluş işlemlerinin ibrası bakımından aranan şartlar:
Bu konuyu düzenleyen TTK m.310 hükmünü Tasarı m.559, iki ilave
haricinde neredeyse aynen karşılamaktadır. Söz konusu hüküm şu
şekildedir:
“Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerin flirketin
kuruluşundan ve sermaye artırımından doğan sorumlulukları, flirketin
tescili tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla
kaldırılamaz. Bu sürenin geçmesinden sonra da sulh ve ibra ancak genel
kurulun onayıyla geçerlilik kazanır. Bununla beraber, esas sermayenin
onda birini, halka açık flirketlerde beflte birini temsil eden pay sahipleri
sulh ve ibranın onaylanmasına karşı iseler, sulh ve ibra genel kurulca
onaylanmaz.”
Hükümden anlaşılacağı üzere bu ibranın gerçekleşmesi için yine;
i).ortaklığın tescilinden itibaren dört yıllık sürenin geçmış olması ve
ii).azınlığın karşı çıkmaması gerekmektedir.
Bununla beraber, TTK m.310 ile arasındaki birinci fark, m.310’un
sadece kuruluştan bahsetmesine karşılık Tasarı m.559’da kuruluştan
doğan sorumluluğun yanı sıra sermaye artırımından doğan sorumluluğun
3014 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(129) Aytaç, a.g.e., s.127.
(130) Moroğlu Erdoğan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ile Yürürlük ve Uygulama Kanunu Tasarısı
Değerlendirme ve Öneriler, 4. bası, Ankara, 2006, s.293.
(131) Moroğlu, TTK Tasarısı, s. 293.
ibrasının da düzenlenmış olmasıdır. ikinci fark ise, azınlığın karşı
çıkmaması koşulunda kendini göstermektedir. Esas sermeyenin onda birini
temsil eden azınlığın karşı çıkmaması koşulu varlığını sürdürmekle birlikte,
halka açık ortaklıklarda bu oranı esas sermayenin beflte birini temsil eden
pay sahiplerinin oluşturacağı düzenlemesine yer verilmiştir.
Tasarının konuya dair getirdiği yenilikler hakkında flöyle bir
değerlendirme yapmak mümkündür: Gerçekten de kuruluş işlemleri ile
sermaye artırımı işlemleri büyük benzerlik göstermesine rağmen bazı
noktalarda farklılaflmaktadır. Kuruluş işlemlerinden doğan sorumluluğun
ibrasının tescilden itibaren dört yıl geçmeden gerçekleştirilememesi
şeklinde bir güçlük yaratılmasının temelindeki sebep, kurucular ile yönetim
kurulu üyelerinin kuruluş ve kuruluşu müteakip ilk yıllarda ortaklığa
hâkim olmaları sonucunda yetkilerini ortaklık menfaatleri aleyhinde
kullanmalarının engellenmesi amacıdır132. Ancak sermaye artırımının
temelinde aynı sebep yatmadığı gibi, bu alanda bazı düzenlemeler de
sermaye artırımının ibrasına ilişkin muhtemel bir sakıncayı giderebilecek
yeterliktedir133. Bunlardan örneğin, imtiyazlı pay sahiplerine tanınan haklar
(TTK m.389, Tasarı m.454) çerçevesinde, sermaye artırımına ilişkin karar
imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikte ise bu karar adı
geçen pay sahipleri tarafından onaylanmadıkça uygulanamaz. Dahası,
sermaye artırımının pay sahiplerinin bir kısmına zarar vermek amacını
taşıması halinde zaten bu karar dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle
Tasarı m.445 (TTK m 381) çerçevesinde iptal ettirilebilir niteliktedir134. Bu
sebeplerden ötürü Tasarıda sermaye artırımının ibrasını zorlaştıran bu
hüküm, fikrimce bir sermaye ortaklığı olan anonim ortaklıkta gelişen
ekonomik hayata uyum sağlayarak ihtiyaç duyulan kaynağın sağlanması
açısından sermaye artırımının çabuk gerçekleştirilmesi imkânına uygun
görünmemektedir135.
c. ibra varsayımı için aranan şartlar:
Mevcut TTK incelenirken bu konuya ilişkin yapılan açıklamalar bir ilave
ile Tasarı bakımından da aynen geçerli olacaktır. Söz konusu yenilik,
bilançonun tam ve doğru olması koşuluna ihmal neticesinde uyulmaması
halinde, sayılan diğer şartlara uyulmuş olması kaydıyla, ibra varsayımının
yine de doğacağı yönündeki düzenlemedir.
Diğer yandan denetçi raporu alınması koşulunun, “Görüfl yazıları”
kenar başlıklı Tasarı m.403 hükmü ile ibra varsayımı açısından Tasarı
sisteminde de korunduğunun belirtilmesinde fayda vardır. Gerçekten de söz
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3015
(132) Çelik, a.g.e., s.120, dpn. 40.
(133) Çelik, a.g.e., s. 120.
(134) Tekinalp(Poroy/ Çamoğlu), Ortaklıklar, s.729.
(135) Bkz. aynı yönde; Çelik, a.g.e., s.120, dpn. 40.
konusu hükmün madde gerekçesinde, olumlu görüfl yazısının flirketin
finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporunun öngörülen hükümlere uygun
olduğunun denetçi tarafından açıklanması ve doğrulanması olup tabloların
sonuçları hakkında genel kurulun karar alabileceği anlamına geldiği ve bu
sebeple yöneticilerin ibrası için hem esas hem de dayanak oluşturduğu
açıkça belirtilmiştir.
C. iBRA KARARININ ALINMASINDA AZINLIĞIN KORUNMASI
1. Azınlığın bilanço görüflmelerinin ertelenmesini isteme hakkı, Tasarı
m.420’de “Toplantının ertelenmesi” başlığı altında düzenlenmıştir. Söz
konusu hüküm şu şekildedir:
“Finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin
onda birine, halka açık anonim flirketlerde yirmide birine sahip pay
sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek
olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır.” (Tasarı
m. 420/1)
Görüldüğü gibi hükümde TTK m.377’den farklı olarak sadece halka
açık ortaklıklarda sermayenin yirmide birine sahip pay sahiplerine de bu
hak tanınmıştır.
2. Azınlığın yönetim kurulu aleyhinde dava açılmasını isteme hakkının
düzenlendiği TTK m.341 hükmüne ise Tasarıda aynı şekilde yer verilmemiş,
bu imkân yalnızca kuruluş ve sermaye artırımından doğan sorumluluğun
(Tasarı m.559) ibrasına özgülenmıştir. Bu değişiklik nedeniyle mevcut
düzenleme bakımından geçerli olan açıklamalar artık Tasarı sisteminde
geçerli olmaz ve dolayısıyla da TTK’da azınlığın sahip olduğu bu hakkın
kullanılmaması ibra kararı alınabilmesi için bir şart niteliğinde iken, Tasarı
bakımından bu niteliği haiz değildir.
Söz konusu değişiklik sayesinde, münferit pay sahipleri ile azınlık pay
sahiplerinin dolayısıyla zararlar nedeniyle sorumluluk davası açma hakları
büyük ölçüde anlamsız kalacaktır136.
D. iBRANIN MADDi KAPSAMI
Tasarı ibranın maddi kapsamına ilişkin mevcut TTK düzenlemesini
korumakla beraber bir başka düzenleme daha içermektedir. Söz konusu
yenilik Tasarı m.558/2’de ifadesini bulmuştur. Buna göre;
“fiirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı ibranın
kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, flirketin ibraya olumlu oy
veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmış olan pay sahiplerinin dava
hakkını kaldırır…”
3016 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(136) Moroğlu, TTK Tasarısı, s.293.
Fikrimce, bu ilave söz konusu hüküm için fazlalık oluşturmuştur.
Gerçekten de TTK m.380’de düzenlenen ibranın (ibra varsayımı) maddi
kapsamının sadece genel kurulun bilgisine ulaflan iş, işlem ve eylemlerden
oluştuğu doktrinde aksi iddia edilmeksizin kabul gördüğü gibi uygulamada
da bu şekilde işlemektedir. Yani bu şekilde bir hükme yer verilmeseydi de
aynı sonuç meydana gelecekti. Ayrıca yapılan değişikliğin esasen çok net
aktarılamamış olması sebebiyle yoruma ihtiyaç duyduğu kanaatindeyim.
”ibranın kapsadığı açıklanan” ibaresi kişiyi, ibra kararı verilirken nelerin bu
kapsama alındığının tek tek gösterilmesi gerekeceği gibi bir yargıya
sürükleyebilirse de ifade edilmek istenen, yine genel kurulun bilgisine
ulaflan hususlardır.
E. iBRA KARARININ HUKUMSUZLUĞÜ
Öncelikle belirtilmelidir ki, genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen
TTK m.381 hükmü Tasarıda tek bir madde halinde olmasa bile özü
itibariyle aynen korunmuş ve genel kurul kararlarının iptal edilebilme
sebepleri de Tasarıya aynen aktarılmıştır. Yönetim kurulu üyelerinin iptal
davası açabilmeleri de aynı şekilde, kararın yerine getirilmesinin kendileri
hakkında kişisel sorumluluğa sebep olması koşuluna bağlanmıştır. Dolayı-
sıyla mevcut düzenleme incelenirken de belirtildiği gibi ibra kararının infaz
edilip edilemeyeceği meselesi Tasarı sisteminde de önemini korumaktadır.
Mevcut TTK ile Tasarı arasındaki tek fark, Tasarıda butlan
düzenlemesine ayrı bir maddede (m.447) yer verilmış olmasıdır. Söz konusu
hüküm şu şekildedir:
“Genel Kurulun özellikle;
a) Pay sahibinin genel kurula katılma, en az oy, dava ve kanunen
vazgeçilemez nitelikte haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran,
b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetim haklarını, kanunen
izin verilen ölçü dıflında sınırlandıran ve
c) Anonim flirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması
hükümlerine aykırı olan kararları batıldır.”
Görüldüğü gibi bu hükümde batıl kararlar tahdidi olarak sayılmamış,
“özelikle” denilmek suretiyle maddede sayılanlardan başka hallerin de genel
kurul kararının butlanına yol açabileceği kabul edilmiştir137. Demek oluyor
ki, ibra kararı bakımından da, bir genel kurul kararı olması dolayısıyla 447.
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3017
(137) Maddede sayılan kategorilerden biri de pay sahibinin inceleme hakkının kanunen izin verilen ölçü
dıflında sınırlanmasıdır. ibra alanında bu hususa özel önem vermek gerekir. Bu bağlamda, azınlık pay
sahiplerine tanınan bilanço müzakerelerinin ertelenmesini talep hakkı (Tasarı m.420), adı geçen pay
sahiplerinin bilançoyu ve ilgili diğer belgeleri inceleyip yeterice aydınlandıktan sonra ibra kararı vermelerini
sağlamaya yönelik olduğundan, bu azınlık hakkının ihlali suretiyle alınacak ibra kararı m.447/2’ ye göre batıl
sayılacaktır.
maddede sayılmayan başkaca bir hal ortaya çıktığında bu, ibra kararının
batıl sayılması için yeterli olacaktır.
F. iBRA KARARININ GERi ALINMASINA iLifiKiN DÜZENLEME
ibra kararının geri alınamayacağı düzenlemesi Tasarı ile getirilen bir
yenilik olup mevcut TTK’da bu hususa ilişkin bir hüküm bulunmamaktadı
r. Fakat bu demek değildir ki, mevcut TTK döneminde ibra kararının
geri alınabilmesi mümkündür. Her ne kadar bu şekilde açık bir düzenleme
bulunmasa da Tasarının açıklık getirdiği bu düzenleme138 gerek doktrinde
oy birliğiyle kabul edilmekte gerekse Yargıtay uygulamasında istinasız
kabul görmektedir139.
Yönetim kurulu üyelerine verilen ibranın ortaklık tarafından
kendilerine karşı sorumluluk davası açma hakkının kullanılmayacağı
anlamına geldiği bilinmektedir. Bu durumda, sorumluluk davası açmak
isteyen ortaklığın, söz konusu ibra kararını hükümden düşürmek dişında
bir çaresi bulunmamaktadır. Bu ise, ya kararın hükümsüzlüğünün tespiti
ya da karara karşı iptal davası açılıp mahkemece kararın iptalinin
sağlanması suretiyle gerçekleflebilir. Ancak uygulamada, çok defa bu
yollara başvurmak yerine, alınan ibra kararının yeni bir genel kurul kararı
ile geri alınmakta veya iptal edilmekte olduğu görülmektedir140.
Oysa ibra kararı yenilik doğuran hukuki işlem niteliğinde olması
dolayısıyla geçmişe etkili ve ibra kararını veren organca tek taraflı olarak
geri alınamaz (bir başka deyişle daha sonraki bir toplantıda genel kurul bu
kararından cayamaz) veya iptal edilemez141. Her ne kadar, bir kararı almaya
yetkili organın o kararını geri almaya yetkili olduğu doğru ise de, organların
tasarruf yetkisi üçüncü kişilerin haklarının başladığı yerde sona erer. Genel
kurul verdiği karar ile üçüncü kişilerin kazanılmış haklarını haleldar
edemez142. Bu sonucun aksinin kabulü, menfi borç ikrarı niteliğindeki
ibrayı salt bunu beyan eden kişinin isteğine kalmış ve onu bağlamayan bir
işlem haline getirir; ki bu da hukuk güvenliği ilkesi ile hiç bağdaflmaz.
3018 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(138) Tasarı m.558/1: “ibra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz.445.madde saklıdır.”
(139) Y.11.HD., 30.05.2002 t., E.2002/2400 K.2002/5404 Karar için bkz:, Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp),
Ortaklıklar, s.348; Moroğlu, a.g.m., s.10-12; Akdağ-Güney, a.g.e., s.237-241; imregün Oğuz, Bilirkişi
Raporları(2004), istanbul, Filiz Kitabevi, 2005, s.38; Eriş, a.g.e., s.2168.
(140) Moroğlu, a.g.m., s.10.Yazar gerekçe olarak şunları belirtmektedir: iptal davası için üç aylık
sürenin geçmış olması, ibra kararını geçersiz kılacak bir neden bulunmaması, bir dava açılması mümkün olsa
bile sonuçlanmasının uzunca bir süre alacak olması ve bu nedenle çok defa tazminat davasının da ibranın
hükümden düşürülmesi davası ile birlikte ve üstelik onun kaderine bağlı olarak açılması zorunluluğunun göz
önünde tutulması.
(141) Bkz.; Birinci Bölüm, s.3; Moroğlu, a.g.m., s.11; Helvacı, a.g.e., s.137; Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp),
Ortaklıklar, s.348; Oğuz imregün, Bilirkişi Raporları, s.38; Akdağ-Güney, a.g.e., s.240; Eriş, a.g.e., s.2168
(142) Çamoğlu(Poroy/ Tekinalp), Ortaklıklar, s.348.
Bununla beraber aynı maddede 445.maddenin saklı tutulduğunun
belirtilmesi fikrimce tamamen gereksizdir143. Çünkü 445. maddede
düzenlenen, iptal davası açma hakkı olup burada ibra kararının iptal
edilmesi halinde pay sahiplerinin dava hakkına bir etkisi olamayacağı
anlatılmak istenmıştir. Oysa 558/1’de yasaklanan işlem sadece ibra
kararının geri alınması olup, ibra kararının iptali ile geri alınması konuları
birbirinden tamamen farklıdır.
G. iBRA TALEBi VE iBRA DAVASI
ibra talebi ve ibra davasına Tasarı metninde de açık bir düzenleme
olarak yer almamıştır. Fakat ibra etmeme kararına karşı dava açılıp ibranın
mahkeme kararı ile sağlanabileceği, Tasarıda yer alan bir maddenin
gerekçesinde144 ifade edilmek suretiyle Tasarı metnine zımnen dâhil
olmuştur. Böylece bu müesseselerin varlığı kabul edilmıştir ve uygulaması
Tasarı kanunlaştıktan sonra da devam edecektir.
H. iBRANIN HUKUKi SONUÇLARI
1.iBRANIN SORUMLULUK DAVALARINA ETKiSi
Bu konuda mevcut düzenlemeden ayrılan iki temel nokta vardır.Yalnız
bunların öncesinde, sorumluluğa ilişkin olarak bir iki noktada TTK’dan
farklı şekilde düzenlenmış olan Tasarı sistemine kısaca değinmek gerekir.
TTK m.340’ın yollama yaptığı, ortaklığın ve ortakların tazminat talebine
ilişkin bulunan TTK m.309, Tasarının 553 ve 555. maddeleri tarafından
kısmen karşılanmaktadır. Adı geçen hükümler şu şekildedir:
“Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları,
kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri
takdirde, kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkça hem flirkete, hem pay
sahiplerine hem de flirket alacaklılarına karşı verdikleri zararlardan
sorumludurlar.” (Tasarı m. 553/1)
“fiirketin uğradığı zararın tazminini flirket ve her bir pay sahibi
isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak flirkete ödenmesini isteyebilirler.”
(Tasarı m. 555/1)
Bununla beraber Tasarı m.553, TTK m.309’dan farklı olarak, hem
doğrudan hem de dolayısıyla zararlar için uygulanacaktır. Bu hüküm de
tazminat davası açma hakkını TTK 309’a uygun olarak ortaklık, pay
sahipleri ve ortaklık alacaklılarına tanımaktadır. Öte yandan “flirketin
zararı” kenar başlıklı Tasarı m.555’te de TTK m.309’un aksine doğrudandolayı
sıyla zarar ayrımı yapılmamış ve fakat tazminat davası açma hakkı
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3019
143) Moroğlu, TTK Tasarısı, s.292.
(144) Tasarı m.403’ ün gerekçesi için bkz.; (çevrimiçi)http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1-0324.pdf,

16.05.2009.
sadece ortaklığa ve pay sahiplerine tanınmış, alacaklılara bu hak
tanınmamıştır. Böylece, dolayısıyla zararları nedeniyle tazminat davası
açma hakkı Tasarıda alacaklılara tanınmamıştır. Söz konusu hüküm
çerçevesinde ortaklığın zararı zaten doğrudan zarar niteliğindedir. Bilindiği
üzere, ortaklık bakımından doğrudan zarar teşkil eden zararlar, pay
sahipleri için dolayısıyla zarar oluşturur. işte pay sahipleri hem doğrudan
zararları, hem de dolayısıyla zararları nedeniyle tazminat davası açma
hakkına sahiptirler. TTK’da olduğu gibi Tasarı sistemi bakımından da, pay
sahipleri dolayısıyla zararlara dayanan davalarını, tazminat flirkete
verilmek suretiyle açabilirler.
ibranın sorumluluk davasına etkisine gelince; ibra kararının iki nokta
dişında Tasarı sisteminde de TTK’da olduğu gibi etki edeceği söylenebilir.
a. Birinci fark, Tasarı m.424’te yer alan bilinçli hareket etme koşulunda
kendini gösterir145. Bilançoda flirketin gerçek durumunun görülmesine
engel olacak bazı hususları yönetim kurulu üyeleri bilmeden meydana
getirmışlerse, verilen ibra kararı kendilerine yönelik geçerli bir ibra
olacağından artık ortaklık tarafından kendilerine karşı sorumluluk davası
açılamayacaktır. Tasarı sisteminde bu hususta, yani ortaklığın dava hakkı
konusunda, sadece bir hal daha eklenmıştir; yoksa öz bakımından hiçbir
değişiklik yapılmamıştır.
b. Tasarı ile getirilen diğer yenilik ise, m.558/2’de ifadesini bulmuştur.
Söz konusu hüküm flöyledir:
“fiirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın
kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak flirketin, ibraya olumlu oy
veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmış olan pay sahiplerinin dava
hakkını kaldırır. Diğer pay sahiplerinin dava hakları ibra tarihinden
itibaren altı ay geçmesiyle düşer.”
i.ibra ile ortaklığın sorumluluk davası açma hakkının sona erdiği
tartışmasız olarak kabul edilmekle beraber, bu sonuca esasen ibranın
menfi borç ikrarı niteliğinde oluşundan hareketle varılmaktadır. Bir başka
deyişle, bu husus TTK’da açıkça hükme bağlanmış değildir. Oysa Tasarıda
söz konusu husus açıkça düzenlemış ve ortaklığın dava hakkının ibra ile
kalkacağı kesin olarak kanun hükmüne bağlanmıştır.
ii. Mevcut TTK incelenirken, pay sahiplerinin dolayısıyla zararlarına
dayanan sorumluluk davalarına ibranın etkisinin ne olacağı hususunda bir
düzenleme bulunmadığı belirtilmışti ve bu nedenle doktrindeki görüfller
açıklanmıştı146. işte bu husus, doktrindeki baskın görüfle uygun olarak,
Tasarıda açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre ibra kararı, “ibraya olumlu
oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin”
3020 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
(145) Akdağ-Güney, a.g.e., s.249.
(146) Bkz.; ikinci Bölüm, s.29-32.
dava hakkını kaldırır. Diğer pay sahiplerinin dava hakkının ibra tarihinden
itibaren altı ay geçmesi ile düşeceği düzenlemesine de aynı hükümde yer
verilmıştir. fiu halde, ibranın oylandığı genel kurulda bulunmayan veya
bulunup da olumsuz oy kullanan pay sahibinin sorumluluk davası açma
hakkı bulunmakla beraber, bu davanın altı aylık süre içinde açılmaması
halinde söz konusu dava hakkı düşecektir. Buradaki altı aylık süre, madde
gerekçesinde de belirtildiği üzere, hak düşürücü süredir.
Hükümde pay sahiplerinin doğrudan zararlar nedeniyle açacakları
sorumluluk davalarına ibranın etkisinin ne olacağı düzenlenmediğinden
mevcut TTK için söz konusu olan gerekçelerle Tasarı sisteminde de aynı
sonuçların kabulü gerekir147.
iii. Tasarıda pay sahiplerinin dolayısıyla zararlarına dayanan sorumluluk
davalarına ibranın etkisi düzenlenmış olmasına karşılık, alacaklılar
bakımından aynı belirsizlik devam etmektedir. Yalnız, yukarıda da ifade
edildiği gibi, Tasarı sisteminde TTK’dan farklı olarak, alacaklılara
dolayısıyla zararları nedeniyle tazminat davası açma hakkı tanınmamıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, kanun koyucu ortaklık borçlarını
ödediği sürece alacaklıların zarara uğramadığı varsayımını kabul etmiştir.
Bu sebeple de alacaklılar, ibra edilmış olsun veya olmasın, ilgili yönetim
kurulu üyeleri hakkında dolayısıyla zararlara dayanan sorumluluk davası
zaten açamayacaklardır. Dolayısıyla mevcut düzenleme incelenirken bu
konuya dair yapılan açıklamaların artık Tasarı bakımından göz önüne
alınması imkânı ortadan kalkmıştır.
Fakat doğrudan zararları nedeniyle, yani alacaklılara yönetim kurulu
üyelerince verilen ve ortaklıkla hiçbir bağlantısı bulunmayan zararların
tazmini istemiyle dava açmalarına mevcut TTK incelenirken belirtilen
gerekçelerle148, bir engel yoktur. işte bu durumda, alacaklılar belirtilen altı
aylık süre ile bağlı olmazlar149. Bu süre sadece pay sahipleri için
öngörülmüştür.
2. iBRANIN TEMiNAT OLARAK YATIRILAN PAYLARA ETKiSi
TTK m.313 hükmüne muadil bir hüküm Tasarıya alınmamıştır. TTK
m.313 ile sağlanmak istenen, yönetim kurulu üyelerinin görevleri ile
ortaklığa verebilecekleri muhtemel zararlara karşı bir miktar hisse
senedinin ortaklığa tevdii suretiyle ortaklığın ve ilgili menfaat gruplarının
bu zararlara karşı güvence altına alınmasıdır. Zira bu yüzdendir ki, söz
konusu hisse senetleri yönetim kurulu üyelerinin borçlarından aklanması
na kadar ne başkasına devredilebilir, ne de ortaklıktan geri alınabilir.
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3021
(147) Bkz.; ikinci Bölüm, s.31.
(148) Bkz.; ikinci Bölüm, s.33.
(149) Akdağ-Güney, a.g.e., s.249.
Tasarıya TTK m.313’ün alınmamasına karşın, fikrimce yine aynı amaca
yönelik olduğu düşünülen bir düzenlemeye yer verilmiştir. Tasarı m.361’de
düzenlenen “Sigorta” kenar başlıklı hüküm, TTK m.313 ile aynı amaca
yönelmiştir. Söz konusu hükme göre;
“Yönetim kurulu üyelerinin, görevlerini yaparken kusurlarıyla flirkete
verebilecekleri zarar, flirket sermayesinin yüzde yirmi beflini aflan bir
bedelle sigorta ettirilmış ve bu suretle flirket teminat altına alınmışsa, bu
husus halka açık flirketlerde Sermaye Piyasası Kurulunun ve ayrıca pay
senetleri borsada işlem görüyorsa borsanın bülteninde duyurulur ve
kurumsal yönetim ilkelerine uygunluk değerlendirmesinde dikkate alınır.”
Fakat madde gerekçesinde bunun isteğe bağlı zarar sigortası olduğu
belirtilmekle söz konusu hükmün her ne kadar aynı amaca yönelse de TTK
m.313’ten gerek içerik gerekse hükümleri bakımından farklı olduğu
görülmektedir. Dahası, Tasarıda yönetim kurulu üyelerine ortaklığa hisse
senedi tevdi etmek gibi bir mecburiyet yüklenmediği gibi, m.361’de TTK
313’te olduğu gibi yönetim kurulu üyelerinin ibrasına sonuç bağlayan bir
düzenleme de bulunmamaktadır. fiu halde kanun koyucu Tasarıda TTK
m.313’e muadil bir hükme yer vermediğine göre Tasarı sisteminde ibranın
teminat olarak yatırılan paylara etki edeceğini kabul etmek de mümkün
değildir.
SONUÇ
ibra müessesesinin 6762 sayılı TTK’da direkt olarak iki madde ile
(m.310 ve m.380) çözümlenmek istenmesi ve dolayısıyla yeterince
düzenlenmemiş olması bu konuda pek çok tartışmaya kapı aralamış ve
konunun uygulamada gelişmesini zorunlu kılmıştır. Fakat uygulama
çoğunlukla aynı doğrultuda ilerlemiş olmakla beraber, kimi zaman da aynı
konuda farklı yönde kararlar verilmıştir. Bu sebeple ibra müessesesi ile ilgili
bazı temel noktaların açıkça kanunda yer alması gereği hem doktrindeki
yazarların farklı tartışmalarına son vermek hem de uygulamada işi
kolaylaştırmak açısından artık bir zorunluluk halini almıştır. Zira konunun
sadece iki maddede ele alınması, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve
denetçiler bakımından çok büyük önemi haiz olan bu kurumun çok fazla su
yüzüne çıkmaması ve uygulamada geri planda kalmış gibi bir izlenim
sergilemesine yol açmaktadır.
Hazırlanan Tasarıda ise, 6762 sayılı TTK’ya nazaran ibraya dair daha
fazla düzenleme yer almaktadır. Bunlardan bir kısmı TTK döneminde
açıklık taşımamaları nedeniyle doktrinde tartışmalara sebebiyet veren
hususlara ilişkin son derece yerinde düzenlemeler niteliğindedir. Açık ibra
kararının düzenlendiği m.408-409 ve pay sahiplerinin dolayısıyla
zararlarına dayanan sorumluluk davalarına ibranın etkisini düzenleyen
m.558/2 ile ibra alanında oyda imtiyazın kullanılamayacağını belirten
3022 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
m.479 bu türden düzenlemelerdir. Bir kısım düzenlemeler ise, hakkında
ihtilaf bulunmayan noktalara ilişkin olmaları dolayısıyla esasen net olan bir
meselede yeni bir tartışmayı, daha doğrusu yeniden yorumlamak gereğini
ortaya çıkarabilecek türden ve gereksizdir. Tasarı m.558/1’de yer alan
“ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak” ibaresi bu
kategorinin en belirgin örneği olarak göze çarpmaktadır. Yine ibra
varsayımının düzenlendiği m.424’te “bilinçli hareket etme” koşuluna yer
verilmış olması, pek çok tartışmaya zemin hazırlayacak niteliktedir. Bir
başka kategoride ise, TTK’da hiç yer almayan ve fakat uygulamada
tartışmasız olan düzenlemelere yer verilmıştir. Bu türün başlıca örneği
m.558/1’de düzenlenen “ibranın geri alınamayacağı” meselesi ve ibra
kararını almaya yetkili tek organın genel kurul olduğudur. Ayrı bir
değişiklik kategorisi ise, TTK döneminde eleştirilmekte olan ve buna rağmen
Tasarıda da yer verilmeyen eksikliklerdir. Nitekim azınlığa ibraya engel
olma ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmasını isteme haklarının
sadece kuruluştan ve sermaye artırımından doğan sorumluluğun ibrasına
münhasır olması, bu türün en belirgin örnekleri durumundadır. Bundan
başka uygulamada kabul gören ve Tasarının içeriğine de zımnen dâhil olan
ibra davasının (hükmen ibra) da Tasarıda açıkça ifadesini bulamaması bir
diğer atlanan noktadır. Yine aynı şekilde, oydan yoksunluğu düzenleyen
m.436/1 hükmünde sayılan kişilerin ibra kararı bakımından da oydan
yoksun olacağı düzenlemesine yer verilmemesi, doktrindeki baskın görüfle
uygun düşmemektedir. Tasarıda yer almaması eksiklik yaratan hususlar
bunlardan ibaret de değildir. Hukukumuzda radikal bir yenilik olan tek
kişilik anonim ortaklığa Tasarıda cevaz verilmesi sonucu bu ihtimal
gözetilmeksizin ibra konusuna en azından bir istisna getirilmemesi önemli
bir eksikliktir. Tasarı ile yapılan yenilikler arasında nihayet son kategori,
TTK’da yer alan bir hükmün Tasarıda hiç düzenlenmemış oluşudur. Bu
grubun tek örneğini, TTK m.313’te düzenlenen ibranın tevdi edilen paylara
etkisinin Tasarıda hiç düzenlenmemiş bulunması oluşturur.
Ancak yine de genel olarak bakıldığında; ibra konusunda Tasarı ile
yapılan değişikliklerin yukarıda açıklanan birkaç nokta haricinde yerinde
olduğu kanaatindeyim. Bilhassa mevcut TTK’ya kıyasla daha fazla
hükümde ibra düzenlemesine yer verilmesi, olumlu bir değerlendirmeyi hak
eder. Eksik ya da hatalı olduğu iddia edilen noktalarda da, TTK bakımından
vuku bulan tartışmalar benzer şekilde devam edecek ve kanımca ilerleyen
dönemlerde Yargıtay içtihatları yoluyla belli bir uygulama gelişecektir.
Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası • Av. Gönül Çeliker 3023
KAYNAKÇA
AKDAĞ GÜNEY, Necla: Türk Hukuku’nda Anonim fiirket Yönetim Kurulu Üyelerinin
Hukuki Sorumluluğu, istanbul, Vedat Kitapçılık, istanbul, 2008
ANSAY, Tuğrul: Anonim fiirketler Hukuku, 6. Baskı, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku
Araştırma Ensti: Anonim fiirketler Hukuku Dersleri, 3.Baskı, Ankara,1970: “ Anonim
fiirketlerin Ehliyeti, idare Meclisinin ibrası, idare Meclisi Aleyhine Mesuliyet Davası ve Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu Kararı”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 1966, C.3, S.3
ARSLANLI, Halil: Anonim fiirketler, Anonim fiirketin Organizasyonu ve Tahviller, C.II-III,
istanbul, 1960
AYTAÇ, Zühtü: Anonim Ortaklıklarda ibra, Ankara, 1982
CAMOĞLU, Ersin: Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu,
1.Baskı, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 1972 (Sorumluluk)
ÇELiK, Aydın: Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası, Adalet Yayınevi,
2007
ÇEViK, Orhan N.: Anonim fiirketler, Gözden Geçirilmış 3.Baskı, Ankara Seçkin Kitabevi,
1988
DEVELLiOĞLU, Ferit: Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 23.Baskı, Ankara, Aydın
Kitabevi Yayınları, 2006
DOĞANAY, ismail: TTK fierhi, 3.Baskı, C.1, Ankara, 1990
DOMANiÇ, Hayri: Anonim fiirketler Hukuku ve Uygulaması TTK fierhi, C.2, istanbul,
1988
EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmış 8.Bası, Beta, 2003
ERifi, Gönen: Açıklamalı içtihatlı TTK, Ticari işletme ve fiirketler, 3.Bası, C.2, Seçkin,
2004
HELVACI, Mehmet: Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğu,
2.Bası, Beta, 2001
HiRfi, Ernst: Ticaret Hukuku Dersleri, 2.Bası, istanbul,1946
iMREGÜN, Oğuz: Bilirkişi Raporları(2004), istanbul, Filiz Kitabevi, 2005
iPEKÇi, Nizam: fiirketler Hukuku ilkeleri: Uygulama Etkinlikleri,1997
KENDiGELEN, Abuzer: Hukuki Mütalaalar, 3.Bası, C.2, Arıkan, 2006
MOROĞLU, Erdoğan: “Anonim Ortaklıkta Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelerinin
ibralarının Zamanı, Kapsamı, Zamanı ve Geri Alınması”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi S.2
2001 (ibra): Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının
Hükümsüzlüğü, istanbul, Beta, 2001 (Hükümsüzlük): Hukuki Mütalaalar, Vedat Kitapçılık,
istanbul, 2007: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ile Yürürlük ve Uygulama Kanunu Tasarısı
Taslağı Değerlendirme ve Öneriler, 4.Bası, Ankara, 2006 (TTK Tasarısı)
POROY, Reha/TEKiNALP,
3024 iSTANBUL BAROSU DERGiSi • Cilt: 84 • Sayı: 5 • Yıl: 2010
Ünal/CAMOĞLU, Ersin: Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 10.Bası, Arıkan, 2005
(Ortaklıklar)
PULAfiLI, Hasan: fiirketler Hukuku, 6.Bası, Adana, Karahan Kitabevi,2007
SiEGERT, Harald: Die Entlastung in der Aktiengesellschaft nach deutschem Recht und
Vergleich mit dem franzözischen und schweizerischen Recht, Kleve, 1966
SUNGURBEY, ismet: “Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu ya da Tasfiye Memurlarının
ibrasının Hukuki Niteliği, Kapsamı ve Etkisi Üzerine”, Medeni Hukuk Sorunları, C.2, ist. 1974
TEKiL, Fahiman: Anonim fiirketler Hukuku, istanbul, 1993
TEOMAN, Ömer: Yaflayan Ticaret Hukuku, C.1, S.1, Kazancı, 1992: Anonim Ortaklıkta
Paysahibinin Oy Hakkından Yoksunluğu, ist. Bankacılık Enstitüsü Yay. 1983 (Yoksunluk)
UÇAR, Salter: Hukukumuzda Yönetim Kurulu ve Denetçiler ile Sorumluluk Halleri,
1.Baskı, Alfa, 1994
YASAMAN, Hamdi: fiirketler Hukuku ve Sermaye Piyasası Hukuku ile ilgili Makaleler,
Mütalaalar, Bilirkişi Raporları, istanbul, Vedat Kitapçılık, 2006

Bu yazı Şirketler Hukuku kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın